Züleyha'ya Sor Halet-i Aşkı

 

“Züleyha, Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca

Yusuf diye başladı,

Yusuf diye bitirdi.

Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.

Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelam yok.

Ve Züleyha’nın lügatında Yusuf’tan öte sözcük yok.” [1]



Züleyha!

Aynalara akseden, sanki duru bir pınar.

Bir bakan bir daha bakar.

Zengin, güçlü ve nümayişkâr…



Züleyha!

Potifar’ın gözdesiyken, gözleri derin bir kuyuya meftun olup gözden düşen,

zaif köle diye takdim edilene zaafını izhar eden,

aşkı aşikâr…



Züleyha!

Gömleği arkadan yırtan,

Yusuf’u zindana atan

Hakkı olmayana uzanan

Müfteri, mütecaviz, hevâkâr…



Züleyha!

Kınayanlara :

“ Benim yerimde olsaydınız siz de kınananlardan olurdunuz”

diyerek Yusuf’un güzelliğini aşkına şahit getiren,

Yaratıcı’nın cemalinin tecellisi olan o güzellik karşısında ellerini doğrayan kadınların dillerini bağlayan,

sadece yüreğini ve aşkını konuşturan

Cüretkâr…



Züleyha!

Gülüşü sadakayken, Yusuf’un bir gülümsemesine dilenen,

Leyla’nın, Şirin’in, Aslı’nın ve daha nicesinin maşuk olmak varken nasibinde;

yâr gülşeninde güzeller gonca gül iken,

aşka düşen, dile düşen, derde düşen; Mecnun olan, Kerem olan, Ferhat olan bir kadın…

Yüreği diken diken…

Mahzun, mahcup, siyahkâr…



Züleyha!

Her geleni:

“Belki Yusuf’tan haber verir”

diye dinleyen

Beytü’l-ahzanında

“Yusuf!..”

diye inleyen

Destan iken güzelliği bir vakitler Mısır’da;

saçlarına a(ş)k düşen, gözgülerine küsen,

Gözü yaşlı, yüzü yaşlı nâlişkâr…



Züleyha!

Önce tutkuyla, sonrasında aşkla ve aşkın da ötesine geçerek hayat-kader-irade dairesinde, varlıktan öte varlığı fark eden,

bu fark edişle belâyı aşka ‘Eyvallah’ diyen

bir tevbekâr…


(*)Hasan Fehmi Divanı


[1] Yusuf ile Züleyha, Nazan Bekiroğlu

 

Yorum Yaz