“Modern Biyolojik Terör’ün anavatanı Amerika kıtası ve ilk uygulandığı yer de, bugünkü ABD topraklarıdır.
Bugün, dünyanın en büyük biyolojik silah deposu da ABD’de bulunmaktadır.
Elbette öteden beri dünyada söz sahibi olmak isteyen hemen her ülkenin (özellikle Rusya, İngiltere, İsrail, Çin, belki Kuzey Kore, bir zamanlar Güney Afrika, Irak ve Japonya gibi), 1972 tarihli Kimyasal ve Biyolojik Silahların Yasaklanması Konvansiyonu’na rağmen tıpkı kimyasal ve nükleer silahlar gibi mutlaka biyolojik silah depoları da vardır.
Ancak bunların hiçbiri, ABD’deki kadar büyük değildir.
Buna rağmen ABD, son olarak Irak’a yaptığı gibi sanki dünyada kendisinden daha büyük biyolojik silah depoları varmış gibi davranmakta ve özellikle 11 Eylül 2001’den sonra el-Kaide gibi gizli terörist örgütleri suçlayarak sürekli dikkatleri başka tarafa çekmeye çalışmaktadır.”
“Denek”likten
“Sivil”liğe giden
uzun, ince bir yol...
Insanlık tarihi boyunca görülmeyen acaip ve korkunç hastalıklar, birdenbire bir bölgede ortaya çıkıp ortalığı kasıp kavurduktan sonra bir süre ortadan kayboluyor
veya bir türlü tedavisi bulunamayıp dünyaya yayılıyorsa; tedavisi çoktan bulunmuşl, dünya üzerinden silindiği ilân edilmifl eski hastalıklar, yeni biçimleriyle âdetâ hortlayıp dünyanın bir köşesini kasıp kavuruyorsa; bir ülkenin kırsal kesimlerindeki küçük yerleşim yerlerinde, o yerin hemen hemen bütün ahalisinin aynı hastalığa yakalandığı haberleri geliyorsa; askerî alanda kazanılması çok zor olan savaşlar, sivil kayıplar üzerinden kazanılmak isteniyorsa; orada insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri olan BIYOLOJIK TERÖR‘den söz edebiliriz.
Biyolojik Terör’ün bugüne kadarki en büyük maksatlarından biri (sözümona askerî amaçlar müstesna), laboratuarda geliştirilmifl mikropların doğal olmayan biçimde,
insanlar üzerinde ne tür etkilerde bulunacağını denemektir.
Bütün bu belirtiler, inanılması güç gibi görünse de, vatandaşlarını koruma görevi bulunan devletler tarafından yürütülen gizli ve kirli bir savaşın göstergesidir.
Çünkü Biyolojik Terör, önemli ölçüde, bizzat devletlerin, vergi veren vatandaşlarını “denek” olarak kullanması anlamına gelmektedir.
Üstelik, “denek” olarak kullanı-
lan insanların önemli bir kısmı, dünyanın önde gelen “demokratik” ve “medenî” ülkelerinin vatandaşlarıdır.
Bu yüzden, Biyolojik Terör’e karşı alınacak önlemler, sadece mikropların bulaşmasını önlemekten ibaret kalmamalıdır.
Gelismiş veya azgelişmiş bütün ülkelerde, daha fazla özyönetim ve vergi verenlerin devletin kontrolünü daha fazla eline alması gerekmektedir.
Bir diğer önemli adım da, cehaletten, şartlanmışlıktan kurtulma ve eğitimdir.
Buna, tıp biliminin, bir avuç seçkin ve topluma tepeden bakan zümrenin tekelinden çıkartılıp halka yaygınlaştırılmasını da eklemek gerekecektir.
Levent Elpen
www.iksyayinlari.com/


0 yorum yazılmıştır