Büyümediğimi biliyorum. Büyümek istemediğimi de biliyorum. Kimi kez geri de bıraktığım 32 seneyi birbirinden farklı deneyimler, birbirinden farklı his ve duygularla dolu olarak geçmişin görünmezliklerine gönderdiğimi düşünsem de, “yaşam deneyimi” denilen bu sürecin beni ve içrek yapımı çok da fazla başkalaştırmadığını biliyorum. Beş altı yaşlarındaki Fırat’ın duygu ve davranışlarını oluşturan aynı itkileri hala barındırdığımı yoğun bir şekilde hissediyorum. Bu duygularımı ısrarla koruma istencimin altında ise, neyin yattığını bilmiyorum. “Deniz gibi olmalı insan da” diyor, bir ses içimden çoğu zaman. Berrak, masmavi bir deniz. Her şeye rağmen, hayatı maddesel boyutlarda algılayan, insani erdem ve değerleri görmezden gelen, ölümsüzlüğü gelip geçici sahip olma emellerine tercih eden insanların, kapkara bir çamur deryasına dönüştürmeye çalıştıkları yeryüzünde içimizdeki maviliği koruma çabası bana hep o sesi hatırlatıyor; “çocuk olduğunu unutma”. Elazığ' da Hazar Gölü kıyısında çektiğim alttaki fotoğrafta olduğu gibi, bazen içindeki tüm sıkıntıları bir kenara bırakıp, bilinmez denizlere kürek çekmek istiyorum tüm gücümle; Ya da yazın en sıcak günlerinde, elimdeki çantayı fırlatıp, giysilerimi sağa sola saçıp, hayatlarında deniz görmemiş kuzeydeki küçük kentlerinin yapma havuzlarında şen şakrak serinlemeye çalışan çocukların veya Doğu Anadolu’nun o en sıcak günlerinde ailelerinin sonradan göç ettikleri köyün meydanını cıvıltılarıyla inleten, köy çeşmesinin etrafında birbirlerine su fırlatan, bilmedikleri bir yere bilemedikleri bir geleceğe sürüklenen, yazgının üzünç dolu açmazını farkında olmasalar bile yüreklerinde, gözlerinde taşıyan Arzu'nun, Derya'nın, İlayda’nın, Ali’nin hüzünlü özgürlüklerine ortak olmak istiyorum. Çocukların toplandıkları bir sokakta Tanrıyı aramam ben. Kendimi de aramam. Yaptığım tek şey kendimi yaşadığım dünyadan, yaşadığım çağdan ve de benliğimden soyutlamak olur. Kendi kendine olur tüm bunlar. Tanrının her yerde olduğunu hissederim o sokaklarda. Yoksulluk yoktur, umutsuzluk yoktur, acı yoktur, kan ve gözyaşı yoktur. O sokaklar korunaklıdır benim için. “Ya da tüm bunlar birer yanılsamadır.” Gerçeği görmek istemeyen “ben’e” o gözler, o bakışlar göstermektedir aslında gerçeğin ne olduğunu, Demirci, boyacı, okul, hurdacı, yaz tatili, emek parası, hamal, gücünü yitirmiş sıska kollar, soluk tenler, kırmızılığını kaybetmiş yanaklar, çökük omuzlar, kapkara saçlar, yanıp kavrulmuş tenler ve geleceğe atan yürekler …. bir ses, acı bir ses emeği çağırır yanına, adaleti, haksızlığı ya da belki de isyanı…. savaş düşleyenlere karşı insanın yaşam hakkını, aklın emeğini ve emeğin kutsallığını savunurum…. peki ya onları ? hak etmedikleri zamanlarda, hak etmedikleri biçimlerde çalışan o çocukları kim ve hangi yasa savunur ? hangi sevgi koruması altına alır onları ? nereye gizlenmiştir yasaların en yücesi dediğimiz “sevgi” ? kendime, çaresizliğime, tükenişime acırım Diyarbakır' da sur içinde bir demir atölyesinde çektiğim alttaki fotoğrafa baktıkça. Sonra bir şiir mırıldanır yüreğim, Paul Eluard’ın sesini duyarım, haykırır şair, aramaktadır o da “Asıl Adalet’i”; İnsanlarda tek sıcak kanun Üzümden şarap yapmaları Kömürden ateş yapmaları Öpücüklerden insan yapmalarıdır İnsanlarda tek zorlu kanun Savaşlara yoksulluğa karşı Kendilerini ayakta tutmaları Ölüme karşı yaşamlarıdır İnsanlarda tek güzel kanun Suyu ışık yapmaları Düşü gerçek yapmaları Düşmanı kardeş yapmalarıdır Hep var olan kanunlardır bunlar Bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar Yayılır genişler uzar gider Ta akla kadar Yazı ve Fotoğraflar : Osman Fırat TURAN













Büyümediğimi biliyorum.
Büyümek istemediğimi de biliyorum.
Kimi kez geri de bıraktığım 32 seneyi birbirinden farklı deneyimler, birbirinden farklı his ve duygularla dolu olarak geçmişin görünmezliklerine gönderdiğimi düşünsem de, “yaşam deneyimi” denilen bu sürecin beni ve içrek yapımı çok da fazla başkalaştırmadığını biliyorum.
Beş altı yaşlarındaki Fırat’ın duygu ve davranışlarını oluşturan aynı itkileri hala barındırdığımı yoğun bir şekilde hissediyorum.
Bu duygularımı ısrarla koruma istencimin altında ise, neyin yattığını bilmiyorum.
“Deniz gibi olmalı insan da” diyor, bir ses içimden çoğu zaman.

Berrak, masmavi bir deniz.
Her şeye rağmen, hayatı maddesel boyutlarda algılayan, insani erdem ve değerleri görmezden gelen, ölümsüzlüğü gelip geçici sahip olma emellerine tercih eden insanların, kapkara bir çamur deryasına dönüştürmeye çalıştıkları yeryüzünde içimizdeki maviliği koruma çabası bana hep o sesi hatırlatıyor;
“çocuk olduğunu unutma”.

Elazığ' da Hazar Gölü kıyısında çektiğim alttaki fotoğrafta olduğu gibi, bazen içindeki tüm sıkıntıları bir kenara bırakıp, bilinmez denizlere kürek çekmek istiyorum tüm gücümle;

Ya da yazın en sıcak günlerinde, elimdeki çantayı fırlatıp, giysilerimi sağa sola saçıp, hayatlarında deniz görmemiş kuzeydeki küçük kentlerinin yapma havuzlarında şen şakrak serinlemeye çalışan çocukların

veya Doğu Anadolu’nun o en sıcak günlerinde ailelerinin sonradan göç ettikleri köyün meydanını cıvıltılarıyla inleten, köy çeşmesinin etrafında birbirlerine su fırlatan, bilmedikleri bir yere bilemedikleri bir geleceğe sürüklenen, yazgının üzünç dolu açmazını farkında olmasalar bile yüreklerinde, gözlerinde taşıyan Arzu'nun, Derya'nın, İlayda’nın, Ali’nin hüzünlü özgürlüklerine ortak olmak istiyorum.



Çocukların toplandıkları bir sokakta Tanrıyı aramam ben. Kendimi de aramam. Yaptığım tek şey kendimi yaşadığım dünyadan, yaşadığım çağdan ve de benliğimden soyutlamak olur. Kendi kendine olur tüm bunlar. Tanrının her yerde olduğunu hissederim o sokaklarda.

Yoksulluk yoktur, umutsuzluk yoktur, acı yoktur, kan ve gözyaşı yoktur. O sokaklar korunaklıdır benim için.

“Ya da tüm bunlar birer yanılsamadır.”
Gerçeği görmek istemeyen “ben’e” o gözler, o bakışlar göstermektedir aslında gerçeğin ne olduğunu,


Demirci, boyacı,
okul, hurdacı,
yaz tatili,
emek parası, hamal,
gücünü yitirmiş sıska kollar,
soluk tenler, kırmızılığını kaybetmiş yanaklar,
çökük omuzlar, kapkara saçlar, yanıp kavrulmuş tenler
ve geleceğe atan yürekler ….
bir ses,
acı bir ses emeği çağırır yanına,
adaleti, haksızlığı ya da belki de isyanı….
savaş düşleyenlere karşı
insanın yaşam hakkını,
aklın emeğini
ve emeğin kutsallığını savunurum….
peki ya onları ?
hak etmedikleri zamanlarda, hak etmedikleri biçimlerde çalışan o çocukları kim ve hangi yasa savunur ?
hangi sevgi koruması altına alır onları ?
nereye gizlenmiştir yasaların en yücesi dediğimiz “sevgi” ?
kendime,
çaresizliğime,
tükenişime acırım Diyarbakır' da sur içinde bir demir
atölyesinde çektiğim alttaki fotoğrafa baktıkça.

Sonra bir şiir mırıldanır yüreğim, Paul Eluard’ın sesini duyarım, haykırır şair, aramaktadır o da “Asıl Adalet’i”;
İnsanlarda tek sıcak kanun
Üzümden şarap yapmaları
Kömürden ateş yapmaları
Öpücüklerden insan yapmalarıdır
İnsanlarda tek zorlu kanun
Savaşlara yoksulluğa karşı
Kendilerini ayakta tutmaları
Ölüme karşı yaşamlarıdır
İnsanlarda tek güzel kanun
Suyu ışık yapmaları
Düşü gerçek yapmaları
Düşmanı kardeş yapmalarıdır
Hep var olan kanunlardır bunlar
Bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar
Yayılır genişler uzar gider
Ta akla kadar


Yazı ve Fotoğraflar : Osman Fırat TURAN


Konu: SELAMÜNALEYKÜM.
Hayırlı günler kardeşim zincirin kimin elinde oldoğonu sokakdaki çocuğa da sorsak iyi kötü tahmin ede biliyor ama yukardaki idareci konumunda olanlara ne diyelim acaba biliyorlar da üstüne uğramakmı istemiyorlar yoksa hakikat hali haberlerimi yok acaba ve yahutta menfi çıkarlarımı gündeme geliyor bu üç şıkkın aydınlanması belki insanlarımız yararına olur diyorum ama açıklayamazlar herhalde çünkü işlerine gelmez zannedersem evet kardeşim bu yarayı deştikce büyüyor Allah c.c. sonumuzu hayr eylesin memleketimizi milletimizi bu zulümden bu çıkmaz girdabından kurtarsın İnşaallah aydınlık günlere ulaşır memleketimiz de çoluk çocuklarımıza refah içinde bir memleket bırakırız Allah'tan ümit kesilmez Rabbime emanetsin kardeşim hayırla kal sağlıkla kal Dua ile İnşaallah...
Bağlantı »
Konu: SELAMÜNALEYKÜM.
Hayırlı günler kardeşim evet inanki gözlerim yaşardı kendimi tutamadım maalesef Dr. DAĞAŞAN Beyin yazmış olduğu makale ne yazık ki günümüz Türkiyesinin yaşadığı bir dıram zincir kimin elinde eh şu ergenekon meselesini ele alırsak polis bir yere kadar varıyor ama daha öte gidemiyor acaba ucu o malum kişileremi dokunuyor ne ediyor memleketin içini bulgur kazanına çeverdiler kimileri içten kimileri dıştan ne kadar kuvvetli ve azimkar bir milletimişiz ki yıkıp da yok edemediler Allah'ın izniyle de yıkamayacaklar bu milletin içinde daha İman kuvveti var hiç merak etmesinler ama eveli adamın birisi çocuğun birisine kız mış adam demiş ki çocuğa kulağından tutarsam seni şöyle dolandırırım demiş çocuk da adama ben dolanırsam sende dolanırsı ya demiş onun hesabı kendileri cebelleşiyor milletide perişan ediyorlar eğer kendi aralarında bir proplem varsa otursunlar masaya anlaşsınlar bu zavallı fakir fukaranın günahı ne onlar bir konuştumu fakirin cebindeki üç kuruş da yok olup gidiyor hani onu düşünenmi var ki işte ondan sonrası da malum o fotoğraftakilere yüzlercesi daha ekleniyor yok yok şu hükümetin başına bilmiyorum da nasıl bir adam getirilse düzelir bu memleket acaba Allah her şeyin hayılısını versin inşaallah düzeliriz değilse memleketin durumu karanlık günlere gidiyor maalesef Allah c.c. dan hayır dileyelim hayır gelsin başımıza Rabbime emanet ol Dua ile İnşaallah...
cevap:
Selamun Aleyküm Arkadasim
Zinciri elinde tutanlarin amaci belli etnik ve dini catisma yaratarak, bütününü yutmak zor oldugu icin parcalayip yutmanin hesabini yapiyorlar...
Gayeleri beyinleri yıkanmış güdülecek seviyesiz bir toplum oluşturmak.
Ama bilmiyorlarki bu ulkenin her karis topraginda bir sehit mezari var
Bu Vatan icin savasmis insanlar o savaşları, ne teknoloji, ne asker gücü ile kazanmışlardir. O şavaşları sadece manevi güçleri ile kazanmışlardir.
Bize düsen görev kendi kültürümüzü ve değerlerimizi öğrenip sahip çıkmamız ve bunları gelecek nesillere köklü bir miras olarak aktarmamız olmalıdır.
Yarinin ne olacagini Rabbim biliyor
Cünkü gün geldi Yusuf a.s. zindan dan cikarip Kral yapmadimi?.
Bu Ülkenin de yasadigi bu zindan hayati bir gün son bulacak InsaAllah ve Hak ettikleri yere gelecektir InsaAllah yeterki biz iman ile birbirimize kenetlenelim.
Selam ve dua ile Rabbime emanet olun
Düzenleyen elifnun gün: 10/6/2008 saat: 16:35
Bağlantı »
Konu: SELAMÜNALEYKÜM.
Hayırlı günler Arkadaşım yeni haftanın hayırlar getirmesini Cenabü Allahtan dilerim sevgili arkadaşım o resimdeki masum ve soluk yüzleri ancak zamanın HLK partisinin başındaki malüm kişinin dediği köylü şekerle çayle ne yapacak pekmez eşki yesin diyerek aşağıladığı milletimizi bugün için dahi aynı partinin idarecileri de ayni düşüncede ve zihniyette maalesef durmadan memleketin içini karıştırıp duruyorlar hani öyle yoksulu biçareleri düşünecek kimse öyle birisi de geldimi hemen mahkemeler savcular işte her şey ortada seçilenler hepsi bir olsa da bu yoksulluğa bir çare arasalar olmazmı herhalde bende biraz fazla istedim galiba çünkü o zaman onlara pay biraz daha az düşer bunu düşünmek bile istemezler her halde başka ne deyim Allah yardımcımız olsun bizleri yavrularımızı bu sefaletten kurtarsın kurtarsın ama biz bunu ne kadar istiyoruz acaba Allah c.c. dan onu da düşünmek lazım Rabbime emanet ol arkadaşım sağlıkla kal hayırla kal Dua ile İnşaallah
cevap:
Selamun Aleyküm kardesim
Türkiyenin yeraltı ve yerüstü kaynakların nasil Dis gücler tarafindan yağmalandigini biliyoruz.
Türkiye icin faydali seyler yapmak isteyenlerin mesela aselsan veya Türkiye Bor madeniyle kendi enerjisini kendi üretsin diye yola cikan 6 mühendisin akibetlerinide maalesef biliyoruz.
Ama Elahamdulillah halkimiz uyaniyor yutmuyor artik bu oyunlari.
Bu oyunlarin yönetmenlerinide artik tanimaya calisiyoruz.
Madem bu Yönetmenlere göre filmin sonunda iyiler ölüyorsa
O zaman yasayanlarin bizden olduklarindan süphe ediyorum?
Dr. Dursun DAĞAŞAN bir yazisini eklemek istiyorum:
Adamın adı Hasan. Hasan ölümden çok korkuyor ve ölümün olmadığı bir yer arıyormuş.
Diyar diyar, köy köy dolaşmış. Fakat gittiği her köyde, köyün girişindeki mezarlığı görünce oranın da aradığı yer olmadığını anlıyor, geri dönüyormuş.
Bir gün yolu yine bir köye düşmüş, bakmış, köyün girişinde mezarlık yok.
Köyün etrafını çepeçevre dolaşmış, yakınlarını araştırmış, mezarlık yok.
Köye girmiş, muhtara gitmiş, köyün mezarlığının nerede olduğunu sormuş. Muhtar, Bizim mezarlığımız yok, çünki bizde ölüm yok demiş.
Hasan çok sevinmiş, o köye yerleşmek istediğini söylemiş ama yine de son merak kırıntısını gidermek için tekrar sormuş,
Muhtar, köyün içinde dolaşırken gördüm, nüfus çok değil, olanların da genci var, yaşlısı var, çocuğu var.
Ölüm yoksa bu denge nasıl sağlanıyor Muhtar cevap vermiş, Bak Hasan Efendi, bizim köyde gerçekten ölüm yok, ama zaman zaman köyün üstündeki tepede bir adam belirir, köyden birini adıyla çağırır, çağrılan gider, bir daha da dönmez. Böylece nüfus dengesi sürer gider. Hasan Efendi, Tamam der, Köyünüze yerleşiyorum.
Adım çağrılınca da gitmem, olur biter. Ve Hasan köye yerleşir, aradan yıllar geçer. Bir gün tepede bilinen zat belirir ve seslenir, Hasan gel!.
Hasan;ın koşar adım tepeye doğru gittiğini gören muhtar arkasından bağırır, Hasan efendi, hani çağırılınca gitmeyecektin, ne oldu, neden gidiyorsun?.
Hasan efendi yürümesini aksatmadan cevap verir, ;
Elimde olsa gitmeyeceğim. Ama burnumda bir halka var, halka zincire bağlı, zincirin ucu da tepedeki adamın elinde, çekince canım yanıyor, mecburen gidiyorum
Türkiye de olup bitenleri gördükçe insan sormadan edemiyor,
Kendi seçtiklerimiz, güvendiklerimiz, inandıklarımız, hatta yol arkadaşları mız bize rağmen bizim aleyhimizde iş ve işlemler yaptıklarına ve bütün bunları kendi istekleriyle yapmalarının mümkün olmadığına göre, sahi, ZİNCİRİN UCU KİMİN ELİNDE?
Düzenleyen elifnun gün: 9/6/2008 saat: 21:47
Bağlantı »
Konu: sevgilerimle..
Uzaklaş!
Yoksa sana dokunurum,
Yoksa yasak tanımam, günahkar olurum,günahım olursun.
Gelme!
Yoksa sana dokunurum,
Dudaklarına konarım
Gözlerini esir alırım kölem olursun!
Gecelerce kölem olursun,didik,didik ederim hayatını,
Benden başkasına bakamaz olursun.
Tarihini vururum, anılarını aşarım,yüreğine saplarım kendimi,
Bedeninde yatıya kalırım, teninde beklerim gecelerini,
Yaklaşma!
Seni alırım bensiz olursun
Bensiz düşüncelerin toprak olur.
Taparsın bana yatağına tapınak derim,sahiplenirim seni
Sana aşkı yaşatırım
Küçük aşklara katlanamazsın
Bağlantı »
Konu: ufak bir eleştiri
s.a. sevgili ablam duygu yüklü çok güzel bir yazı insanı öyle etkiliyorki anlatılmaz duygusallaşıyor insan bir an çocukluk günleri ve çaresizlikl insanı hüzüne ve ağlamaklı bir hale düşürüyor. ölümü ve yaşamın gerçek yüzünü hatırlatıyor. ama bir yerinde tanrı kelimesi yazılmış ki bu beni rahatsız etti. yani allah c.c. sıfatlarınını bir herhangi tanrı ifadesiyle anlatılamz
tanrı kelimesi basittir .ama allah c.c. ismi tüm vasıfları içinde barındıran yanlız allah c.c. has bir isimdir .allah c.c. anlatılırken ilah ,tanrı ve benzeri isimlerle anlatılması itikatı dahi zedeler.
bu yazıyı yazan kikşinindeğilde senin buu düzeletmeden yazman beni şaşırttı lütfen düzenlerseniz çok memnun olurum allah razı olsun sizdenki anlayışla beni anlayıp gereğini yapacaksın muhakkak selam ve dua ile a.e.o. s.a.
cevap:
Yapıcı ve degerli eleştiriniz icin tesekkürler kardesim.
Ayrica hasassiyetinizden dolayı sizi kutlar mesajiniz için teşekkür ederim
Yazi bana ait degil, malumunuz yazarlar yazilarini ancak degistirmemek kaydiyla yayinlanmasina izin veriyorlar.
Bana göre düsünen Insan Seyhül Ekberin de dedigi gibi
`Arif, Hakk'ı her şeyde görendir`
Ama düsünemiyorsa eger onun inandigi zaten bir tanridir.
Saygilarimlari sunar degerli yorum ve elestirilerinizi herzaman bekledigimi eklemek isterim.
Düzenleyen elifnun gün: 9/6/2008 saat: 17:41
Bağlantı »
Konu: Günaydın Hayırlı Günler ve Haftalar
Günaydın Hayırlı Günler ve Haftalar Sağlıklı neşeli güzel ve bereketli bir gün ve Hafta geçirmenizi dilerim.Saygılarımla
Ellerinize ve yüreğinize sağlık böyle güzel bilgilendirmeler ve paylaşımlarınız için teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim.
Şükrü Yılmaz
Antakya-Hatay
http://sukruyilmaz.net
http://sykruyilmaz.net/blog
İMKANSIZ BİRİNİ SEVDİM
İmkansız birini sevdim
Gözlerinde hüzün olan,
İmkansız birini sevdim,
Ellerindeydi kalbim.
İmkansız birini sevdim,
Sanki O’da bir gün severmiş gibi.
İmkansız birini sevdim,
Benden çok uzaklarda....
İmkansız birini sevdim,
Anılarımın en özeli.
İmkansız birini sevdim,
Yanındayken kalbimin güvercin olduğu.
İmkansız birini sevdim,
Bir gün gideceğini bilerek.
İmkansız birini sevdim,
Bana cennetin kapısını gösteren.
İmkansız birini sevdim,
Hayallerimde büyüttüğüm.
İmkansız birini sevdim,
Sadece bir nefes alış süresinde.
İmkansız birini sevdim,
Kendimi unuturcasına...
İmkansız birini sevdim,
Bugün seslense döneceğim,
İmkansız birini sevdim,
Bana asla gel demeyecek,
İmkansız birini sevdim,
O’na sevdiğimi söyleyemedim...
İmkansız birini sevdim,
Hala geleceğini beklediğim....
Alıntı:ESRA BAYKAL
http://www.yazgulu.com/siirler/imkansiz_birini.php
Bağlantı »