Operasyon, Gizli Servis ve Kanlı Plan Kitapları yazarı Araştırmacı Gazeteci İbrahim SARI ; Sayın SARI ortaya koyduğunuz çalışmalar Milleti bilgilendirme bakımından çok önemli çalışmalar aynı zamanda tarihe de ışık tutuyorsunuz… Öncelikle şunu söylemek istiyorum bin çalışmalarımı Allah için yapıyorum... Elbette benimde başına her türlü haller gelebilir, Ama ben Müslümanların başına gelenleri benim başımıza gelmiş sayıyorum. Devletime, Milletime saygılıyım. Devletin imkanlarına sığınan bazı kabadayılar hatta şarlatanlar olabilir ve üzerime salınabilir... Ancak çalışmalarım tüm hızıyla devam edecek Milletimiz bu durumdayken bana durmak yada çekilmek yakışmaz. Üzerinize gelebilecek saldırılardan hiç çekinmiyor, Elbette kararlıyım... Bunda çekinecek ne var ... Unutmayın Mukaddes Kitabımız Kur’an-ı Kerim “Oku Yaratan Yüce Rabbin Adıyla Oku, Çünkü o seni bir kan pıhtısından yaratmıştır” Ayet-i ile başlar Hem Müslümanım diyeceksiniz haşa hem Ayet-i bilerek yada bilmeyerek inkar edeceksiniz. Olmaz öyle şey Müslümansan Allah için çalışacak Allah için yaşayacaksın... Allah’ın sevmediğini sende sevmeyeceksin. Bende bu yüzden Yahudileri ve onların uzantılarını sevmiyorum. Elbette benim kimseye düşmanlığım yok, Ben herkesi bu büyük oyundan haberdar etmek istiyorum, Bu yüzden de konum para değil...Elbette üzerime dün olduğu gibi bugünde gelecekler, beni sindirmek, gözdağı vermek için ellerinden geleni yapacaklar. Devletimle aramı açmak isteyecekler. Yahudi zihniyetine karşıyım ben onları düşman görmesem bile onlar bizi düşman görüyor zaten. Kainatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ‘nın güzelliğinden öylesine rahatsız oluyorlar ki... Hatta Muhammed adı bile onları çıldırtmaya yetiyor. Peki öldürülmekten hiç korkmuyor musunuz? Önce şunu söyleyim benim inançlarıma göre şehitlik ve gazilik büyük mertebedir. Hangi Müslüman Allah için şehit olmayı istemez ki. Bu sebeple böyle bir ihtimal değil beni korkutmak şevkimi heyecanımı daha da artırır. Size verilebilecek bir zarar mücadelenizi nasıl etkiler? Bazıları beni ortadan kaldırınca herşeyin biteceğini düşünebilir.. Peki Atatürk hakkındaki görüşleriniz nelerdir ? Biliyorsunuz Masonlar bugüne kadar Atatürk’ü dinsiz mason dostu olarak tanıtmaya çalışmışlardı. Şu an ülkemizde durumu nasıl görüyorsunuz? Beni şu an içinde bulunduğumuz durum fazlasıyla üzüyor. Ülkemizin geleceği hakkında görüşleriniz nelerdir? Bugünkü duruma, Türk milletini tarih sahnesinden silme operasyonuna rağmen gelecekten fevkalede ümitvarım. Uzun süredir ülkemizin gündeminde Başörtüsü sorunu vardı, Önce Başörtüsü ile başlayayım, Müminin kimliği durumundaki kılık ve kıyafet, beşeri mantıkla bakılarak değiştirilemez, tanzim edilemez. Malumunuz olduğu üzere şu sıralar Ergenekon diye, bir çeteden söz ediliyor, gündemi çok meşgul ediyor. Avrupa Birliği Hakkında ne düşünüyorsunuz ? Hızla değişen bir dünyadayız. Çevremizde, uzağımızda, yakınımızda, dostluğu bize ferahlık verecek kuvvetli yakınları, yardımcıları arıyor gözlerimiz... Nedir bu Avrupa Birliği safsatası? Son söz olarak neler söylemek istersiniz? Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acıyarak, fâideli şeyleri yaratıp göndermektedir. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamânda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi birşeyden dolayı, herhangi bir sûretle hamd ederse, bu hamd ve şükürlerin hepsi, Allahü teâlâya yapılmış olur. Din düşmanlarının yalanlarına, hîlelerine ve iftirâlarına aldanmamalıyız, düşmanı iyi tanımalıyız, düşman öyle çok uzaklarda değil yanıbaşımızdadır, içimizdedir. Teşekkür ederim Ben Teşekkür ederim Ibrahim SARI ile bir Röportaj
Ama biliyorsunuz ki sizden öncekilerin başına gelenler sizinde başınıza gelebilir…
Siz hiç korkmuyor musunuz ?
Kimse ölümü durdurup kabir kapısını kapatamıyor...
kararlı olduğunuz görünüyor.
kimseyle aldı verdim de yok...
tarihi belgelendirmek istiyorum.
Üstelik bazılarının bilmediği birşey var; bir insanın başka birini öldürmeye güçü yetmez, öldürürse sadece Allah öldürür.
Eğer kaderimde varsa Allah birini vesile eder tabii.
Allah’ın izni olmadan kimse ölmez.
Bunu açıkça ifade etmek istiyorum ki bu dava benim davam değil, hepimizin davası. Yanı ben ölürsem bu dava duracak mı? Asla durmayacak.
Düşünün bir kere ben öldürülebilirim, hastalanabilirim ya da yaşlanırım ya da takdir ilahı ecelimden ölebilirim...
Ama dava devam eder. Çünkü bu dava Hakk davasıdır, dünya var oldukça da devam edecektir.
Sadece isimler değişir adı ha İbrahim ha Mehmet ha Hasan ne fark eder ki...
Bunda başarılı olamadılar.. Şimdide En büyük Atatürkçü oldular..
Ama durum böyle değil onlar Atatürk düşmanıdır elinden gelseler Cumhuriyeti ortadan kaldırırlar…
Unutmamak lazım; Masonluğun Atatürk tarafından zararlı bulunarak localarının kapatıldığını.
Bunlara siz Atatürkçü diyebilir misiniz?
Ya da Atatürk’u seviyorlar diyebilir misiniz?
Mert, Yürekli, Güleç yüzlü milletimizi ne hale getirdiler.
Milletin feri kalmadı. Bir zamanlar dünya milletlerinin kültürlerine yön veren milletimiz, şu anda yabancı kültürleri taklitten ileri gidemiyor.
Varsa yoksa taklid. Bu sorunların çözümü için herşeyden önce millet olarak bağımsızlığımızı sağlamamız gerekiyor.
Şu anda bir nevi devlet içinde devlet durumunda olan masonlar, milletimizi sürü gibi tüm değerlerini kaybetmiş bir insan güruhu yapmak için ellerindeki bütün güçleri seferber ediyorlar.
Amaçları da insanları istedikleri gibi kullanabilmek.
Atatürk “Cebren ve hileyle aziz vatanın bütün tersanelerine girilmiş bütün kaleleri zaptedilmiş” diye başlayan sözlerini sanki bu dönem için söylemiş.
Dediğim gibi milli benliğimize dönüş ve tam bağımsızlık.
Ben bunun mücadelesini veriyorum.
Yaşanan gelişmeler hiç iç açıcı değil.
Şu anda dünyada Olağanüstü gelişmeler oluyor... Zulme karşı büyük bir direniş var...
Baksanıza Filistin’de, Afganistan’da, İrak’da daha dünyanın birçok yerinde zulme karşı birlik var...
Şimdi ise Ergenekon…
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Örtünmeyi Kur'an ve sünnetin tanımladığı bir çerçevenin dışına çekmeye çalışmak bu ülkeye sadece zaman ve imkan kaybettirir.
Öyle de oldu, gündemi meşgul etmeden öteye gidilemedi.
Bir toplum, yukarıdan cebri yöntemlerle şekillendirilemez.
Toplumu yukarıdan 'cebren ve kanunen' mantığıyla şekillendirmeye çalışan tüm toplumsal mühendislik girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Aksını iddia edenler, III. Selim'den bu yana toplumu yukarıdan zorla yapılandırma çalışmalarının sonuçlarını incelesinler.
Her işi 'cebren ve kanunen' halka rağmen yapacağını sananların tümü toprak olmuş; ama din ve örtü varlığını her geçen gün güçlendirerek devam ettirmiştir. Bundan sonra da devam edecektir.
Yanı bu ülkenin meselesi başörtüsü değildir…
Halkı %99 Müslüman olan bir ülkede başörtüsünü tartışmak Allah’a isyandır.
Önce Allah’ın emirlerine bakmak lazım, başı değil örtüyü anlatmak lazım bu millete….
Ben Ergenekonu Büyük Türk Destanı'nın bir parçası olarak biliyorum. Kök-Türkler çağını konu alır.
Ergenekon Destanı'nın, Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup, en büyük Türk destanlarından biridir.
Ergenekon Destanı'nın, Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi, bugün bile Anadolu'nun dağlık köylerinde, birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.
Bugün ne oluyor da böylesine bir şerefli, şanlı bir isim çete operasyonlarına konuluyor, anlamak mümkün değil…
Düşünün 30-40 yıl sonra Ergenekon Türk Destanı yerine Çete Operasyonu olarak anılacak…
Burada büyük sıkıntı var, bence ismin babası yine masonlar…
Cümle cihan halkının, büyük devletlerin, kendilerine dostluk ellerimizi uzattığımız müttefiklerin dahi bize karşı tavırlarını hayretle müşahâde ve ibretle takip ediyoruz.
Saf, sâfî, temiz bir millet olduğumuz için, dostluklara inanıyoruz, dostluk istiyoruz, dost olmak istiyoruz, iyi niyet besliyoruz ama; dünyada da bu hedef beynelmilel arenada milletler arasında olan bir şey değil galiba...
Biz de o safîliğimizden dolayı; yâni iki dervişin, iki müslümanın birbiriyle hasbeten lillâh samîmî dostluğu gibi dostluklar bekliyoruz.
Halbuki böyle şeyler yok!.. Müttefiklerimiz; işte en tabii hakkımız olan terörle mücadelede hem yurt içinde yaptığımız hareketlere karşı çıkıyorlar, hem yurtdışındaki tedbirlerimize şiddetle karşı çıkıyorlar ve teröristleri destekliyorlar.
Çok hayret edilecek bir tarzda... Biz de sanıyorum, onların bu tavırlarına karşı reaksiyonumuzu çok hafif tutuyoruz.
Bugün eskiden alışmış olduğumuz Doğu Bloku - Batı Bloku, Komünist Blok - Kapitalist Blok ikilisi kalkmış; yerine, cihanın emperyalist devletleri arasında düşman olarak İslâm ülkeleri konulmuş görünüyor.
Uçuruma uçmuş bir insan, havada uçarken, "Elhamdülillah, şu anda rahattayım; çünkü, hiç bir şeyim yok, ne ağrım var, ne sızım var!" filân diyebilir.
Evet, o anda havada uçuyor ama, aşağı vurduğu zaman belli olacak... Ta aşağıya, uçurumun dibine erip de oraya vurduğu zaman, iş belli olacak.
Yâni, şimdiki rahatlıkta fevkalâde huzursuz olmamız lâzım, fevkalâde üzüntü içinde olmamız lâzım!..
Diyebilirim ki, bizim şu neslimizin en önemli görevi, Avrupa Topluluğu'na girmemeyi sağlamaktır!..
Yâni sizlerin ve bizlerin en önemli görevimiz!..
Çünkü, bekamızın ilk şartı budur...
Müslüman olarak var olmamızın ilk şartı budur. Bu durumda yönetimimizle ters düşmüş bulunuyoruz.
Şu anda devletle millet, devletin resmî politikasıyla milletin arzusu ters düşmüş bulunmakta...
Bizim içimizde kraldan fazla kralcılar vardır. Buna da şaşmamak lâzım; çünkü, heterojen bir bünyeye sahibiz.
Asırlar boyu imparatorluk olarak yaşadığımız için, her çeşit insan gelmiş. Tahlil etmek lâzım: "Bu insan kimdir?
Niye böyle bu kadar ters hareket ediyor?.." İnsanları tahlil edin!..
Evet, ırkçı değiliz ama, insanların soyunu sopunu bir araştırın!..
Padişahlarımız araştırmışlar, yedi nesil sağlam olmasına dikkat etmişler; bir oyuna gelmemek için.
Bugün emperyalizm ajanını belki ilkokuldan seçiyor!..
Belki ortaokuldan seçiyor, öyle yetiştiriyor!..
Emperyalizm menfaatlerini tesadüflere bırakmıyor, seçimlere bırakmıyor!.. Yâni, lâlettayin insanların üstüne baskı yapalım da, şöyle edelim, böyle edelim...
Ona bırakmıyor; yetiştiriyor elemanını, hazırlıyor.
Demin söylediğim önceden planlama yoluyla, 20 yıl sonra kimin nereye geçeceğini, her halde tahminen veya ta'yinen kararlaştırıyor.
Ondan sonra, onun olması için çalışıyor..
Bizim Avrupa Birliğine değil Türk Birliğine, İslam Kardeşliğine ihtiyacımız var.
Bütün insanların, dünyâda ve âhıretde râhat ve huzûr içinde yaşamaları için, nasıl hareket etmeleri lâzım olduğunu bildirmişdir.
Âhıretde, Cehenneme gitmesi gereken mü'minlerden dilediğine ihsân ederek afv edecek, Cennete kavuşturacaktır.
Her canlıyı yaratan, her vârı, her ân varlıkta durduran, hepsini korku ve dehşetten koruyan yalnız Odur.
Çünkü, herşeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yapdıran hep Odur. Kuvvet, kudret sâhibi yalnız Odur.
O hâtırlatmazsa, hiçbir kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irâde, arzû edemez. Kul irâde etdikden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse hiçbir kimseye, zerre kadar iyilik veyâ kötülük yapamaz.
“YAHUDİLERE ve YAHUDİ ZİHNİYETİNE KARŞIYIM”
Susurluk'un üstünü kim örttü ?
Eski Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı
Mehmet Elkatmış,
araştırma esnasında karşılaştığı güçlükler hakkında bilgi verdi.

İşte o isim!
Yeni Aktüel Dergisi'ne konuşan Elkatmış, dönemin Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman'ı JİTEM hakkında bilgi almak için komisyona davet ettiklerini, ancak kendisine oynanan oyunu dile getirdi.
Koman, komisyonun ilk çağırısına 'TSK bünyesinde JİTEM diye bir kuruluş yoktur' yanıtını vererek katılmadı.
Bunun üzerine ikinci olarak 'MİT müsteşarı sıfatı'yla komisyona davet edildi.
Bu çağrıyı da reddeden Koman, gerekçe olarak gizli ibareli şu zarfı gönderdi: "Komisyonunuz beni davet etmiştir.
Ancak MİT kanununa göre müsteşar ancak Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK'na bilgi verebilir.
Onun dışında hiçbir kurum veya kişiye bilgi veremez.
Bu nedenle komisyonunuza gelip bilgi vermem mümkün değildir."
Yeni Aktüel Dergisi, 'Teoman Koman konusunda oyuna geldim' başlığıyla yayımladığı haberde Mehmet Elkatmış'ın Susurluk olayını araştırırken karşılaştığı güçlüklere, komisyon üyelerine ve yaşadığı ilginç olaylara yer verdi.
Araştırma sırasında her taşın altından JİTEM'in çıktığını belirten Elkatmış, bu konuda dönemin Jandarma Komutanı Koman'ın komisyona davet edildiğini belirtiyor. Koman'ın komisyona gelmemesi üzerine eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, şu ricada bulunuyor:
"Rahatsızlıkları var. Ne sıfatla çağırdığımızı yazmamızı istiyorlar, sizden rica ediyorum, bir yazı yazın."
Bunun üzerine Koman'ın 'MİT müsteşarı sıfatıyla komisyona çağrıldığını belirten Elkatmış, kendilerine gönderilen gizli ibareli zarfla
"Komisyonunuz beni davet etmiştir. Ancak MİT kanununa göre müsteşar ancak Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK'na bilgi verebilir. Onun dışında hiçbir kurum veya kişiye bilgi veremez.
Bu nedenle komisyonunuza gelip bilgi vermem mümkün değildir.
Ancak bu iş sanki silahlı kuvvetlerle TBMM arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür" yanıtını aldıklarını belirtiyor.
Elkatmış, konu hakkındaki beyanları yayılınca hakkında tazminat davası açıldığını, ancak mahkemenin reddettiğini söylüyor.
Susurluk davasıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'na da bir yazı yazdıklarını ifade eden Elkatmış, Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'den "TSK mensuplarının bu gibi konularla hiçbir dahli yoktur." yanıtını alıyor.
Bunun üzerine Genelkurmay'a ikinci bir yazı gönderen komisyona Çevik Bir'den, "TSK ısrarla olayların içine çekilmeye çalışılmaktadır.
Bundan üzüntü duymaktayız." yazısı geliyor.
Elkatmış, 12 Eylül öncesinde Abdullah Çatlı ve arkadaşlarının kullanılması hakkında Kenan Evren'in dinlenmesini istediğini de dile getiriyor.
Ancak Yaşar Topçu, bir basın toplantısı düzenleyerek
"Elkatmış şov yapıyor.
Partisiyle silahlı kuvvetlerin arası iyi değil, ondan yapıyor" iddiasında bulunuyor. Topçu ile bunun tartışmasını yaptıkları sırasında kendisini dönemin Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin aradığını söyleyen Elkatmış, "Kararınız Evren'i çok üzmüş.
Kamuoyunda yanlış anlaşılacağını düşünüyor, çağırmanızı istemiyor" sözleriyle karşılaşıyor.
Tansu Çiller, Veli Küçük ve Ömer Lütfi Topal'ın ikinci eşinin komisyona çağrılma kararı alındığını da açıklayan Elkatmış, kararın istismar edilmesi üzerine konuyu kapattığını belirtiyor.
Elkatmış, Ergenekon terör örgütü soruşturması hakkındaki görüşlerini de dile getiriyor.
Bu yapının içinde olanların sadece tutuklanan emekli paşalarla sınırlı olmadığını belirten Elkatmış, "Gelişmeler bu işin sadece askeri kanatla sınırlı olmadığı, iş aleminde, siyasette, bürokraside, medyada da uzantıları olduğunu gösteriyor" diyor.
'Darbe günlükleri'nin yayımlandığı dönemde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı olan Elkatmış, konunun komisyona taşınamaması hakkında şunları söylüyor:
"Günlükleri okudum. Kimseden ses çıkmayınca konuya komisyonun gündemine aldım. Fakat CHP'li üyeler benim asker düşmanlığı yaptığımı söylediler.
Konuyu komisyonda oylamaya açtım.
CHP'liler oylama yapılmasın istediler. Oylamada maalesef karar yeter sayısına ulaşamadık.
Darbecilere karşı demokratik bir duruş sergilenmesini istiyordum.
Yoksa biz orada yargılama yapmıyorduk.
Zaman
reklam yok :)

İskender: Gel Polatım gel...
Eee Polat Alemdar filden büyük fil avcısı var
Polat: Fil avcısından da büyük Allah var
İskender: Bizi yetiştirenler böyle yetiştirdi
önce avcılığı öğretttiler sonra avı öğrettiler
Polat: Başka ne öğrettiler devleti nasıl satacağınız mı?
İskender: Sizler satılığa çıkarınca biz de aldık.
Devlet sahipsiz mi kalsın?
Polat: Siz kendinizi satılığa çıkarmışsınız herkesi
birşey satar zannedersiniz.
Sizin döneminiz bitti.
İskender: Devlete düşman gerek...
Polat: Siz varken bu ülkenin düşmana ihtiyacı yok
İskender: Korku yaratmazsan devleti yönetemezsin
Müslümanlara ölüm biçiyorlar !
Amerika, Irak ve Afganistan’da Müslümanlara kan kustururken, Amerikan şirketleri de internette oynanan oyunlarda Müslümanlara ölüm biçiyor. İnternet kullanımının yaygınlaştığı günümüzde, özellikle çocuklar ve gençlerin bilgisayar oyunlarına olan talebini gören ve bunu ideolojik bir savaşa döndüren şirketler, haçlı zihniyetini temel alarak hazırladıkları oyunlarla gençleri zehirliyorlar. Şiddet oyunlarında seçilen mekanların Müslüman coğrafya olması, direnişçilerin kurşuna dizilirken Allahuekber diye bağırması dikkati çekerken, bu oyunları oynayan çocuk ve gençlerin tehlikeli bir şekilde kendi kültürüne yabancılaştırıldığı belirtiliyor. Çocukların, oynadıkları şiddet içerikli oyunların zararının farkına varamadığını, büyük haz alarak bu tür oyunları oynadıklarını ifade eden Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay, “Oyun eşliğinde bir ideoloji de veriliyor. Şiddet oyunları, alıştıra alıştıra bir ideoloji aşılamanın en basit yollarından birisidir. Özellikle Hıristiyan-Müslüman çatışması üzerine kurulu oyunlarda gençlere farklı bir ideoloji empoze edilerek Türklere ve Müslümanlara düşman bir bakış açısı veriliyor” diyerek tehlikenin boyutuna işaret etti. MEKANLAR ORTADOĞU’DAN
Haçlı zihniyetinin yansıtıldığı oyunlarda mekan olarak Müslüman coğrafyalar seçilirken, Allahuekber diyen direnişçiler kurşuna diziliyor.
Medieval Total War 2 ve Generals gibi aksiyon türü CD oyunlarında da seçilen mekanlar Ortadoğu’yu anımsatıyor.
Haçlı seferlerinden esinlenerek hazırlanan bilgisayar oyunlarından Imperial Glory’nin bazı bölümlerinde ise Türklere karşı savaşılıyor.
Ancak bu oyun fazla talep görmüyor.
Şiddet, öldürme ve yok ederek ele geçirmeye dayalı bazı oyunlar, oyunun geçtiği topraklardaki Müslümanların yok edilmesi hedefi üzerine kurulması nedeniyle dikkati çekiyor.
SADDAM ESİR ALINIYOR
Geçtiğimiz günlerde idam edilen Saddam Hüseyin’in esir alınması hedeflenen Soldier Of Fortune de Ortadoğu topraklarında geçen ve Saddam Hüseyin’in etkisiz
hale getirilmesiyle bir bölümü sona eren başka bir oyun. Bunların yanı sıra en çok talep gören oyunlar arasında yer alan Delta Force Land Warrior da ise Körfez Savaşı’nı konu alıyor.
Irak sınırları içinde geçen oyunda Irak askerlerine karşı savaşılıyor.
Suriye sınırları içinde geçen Shadov Ops oyununda ise ana hedef tüm gerillaların yok edilmesi.
Bu oyunun bazı bölümlerinde mücahidlerin “Allahu Ekber’’ demeleri dikkati çekiyor.
HIRİSTİYAN-MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI
Bilgisayarda, internet üzerinden grup halinde oynanabilmesi nedeniyle en fazla talep gören aksiyon türü oyunlar, farklı tarih ve mekanlarda geçen savaşları konu edindiği için yoğun ilgi görüyor.
Bu oyunlar arasında yer alan Desert Storm, Ortadoğu’da Irak sınırları içinde ABD’nin direnişçileri yok etmesini konu alıyor.
Yine Orta Çağda Müslümanlara karşı yapılan Haçlı seferlerini konu alan Knights of Temple oyunu da karşılaşılan tüm Müslümanların yok edilmesi üzerine kurulu.
Kaynak: haber vakti
Avrupalı olmamak
Bu haftaki konuğumuz Operasyon, Gizli servis, Kanlı Plan kitapları yazarı Araştırmacı gazeteci İbrahim SARI;
“Avrupalı olmamak, Avrupa’ya bulaşmamak bir şereftir.”
Türkiye AB kuyruğunda büyük çapa sarfediyor, sizce durum nedir?
İbrahim SARI : Türkiye Avrupa Birliği sevdası uğruna hem değerlerini kaybediyor hemde sinsice savaşa çekiliyor… Belki bir batağa çekiyorlar. Bir hesaplaşma istiyorlar. Birileri istiyor. Bunlar doğru! Peki bir ülke, bunu bilerek ne yapmalı? “Bu oyuna gelmeyeceğim” diye insanlarının ölümünü mü izlemeli?
Hayır! Oyunu görecek. Sonra da “benim de bir oyunum var” diyecek. Demezse itibarını kaybeder. Halkını, sınırlarını, topraklarını koruyamaz hale gelir. Bir devletin en önemli görevidir bunlar. Deniz bitti. Söz bitti. Sabır bitti. “Dost”lara güven bitti. Geleneksel ittifakların sonuna gelindi. Aslında hepimizin yakından bildiği birileri, bin yıllık tarihin sonunu getiriyor. O dostlar şimdi Türkiye'yi parçalamaya çalışıyorlar.
Peki altımızı oyanlar kimlerdir? Bunların başını kimler çekiyor?
Altımızı oyanların başı ABD’dir
İbrahim SARI : Amerika’nın haberi olmadan sınırdan çakal sürüsü bile geçemez. Bakmayın bizim ‘Amerikan helikopterleri kontrol uçuşunda’ diyen medyamıza. Bakmayın bizim kuzey ırak operasyonuna… Pentagon, Ortadoğu’nun kritik yörelerini, en başta güneydoğu olmak üzere havadan izliyor. Yaptıkları baskının en az 200-250 kişiyi gerektirdiği bölücülerin sızmasını, ‘Stratejik Müttefikimiz’ kaçırdı mı sanıyorsunuz? Asla. Yaptıkları sadece bilgi vermemek. Hükümetimiz de, bunları ısrarla dile getiren Em. Org. Edip Başer’i görevden alıp, adamların ekmeğine yağ sürdü. 106 bin silahı, PKK’ya teslim ettikleri ortada. Bölücülerin eğitimlerini kimlerin yönettiğini İsrail basını yazıyor ama bizim haberimiz yok. ABD’si, AB’si aynı yolda. Hedefleri ortak: ‘Türk-Kürt Savaşı çıkartmak’. Türkiye’yi bölmek parçalamak..
Bir ülke topla tüfekle bitirilmez. Top tüfek falan askeri malların ticareti içindir. Bu işler beyinlerin ve zihinlerin böyle fethedilmesiyle fethedilir. Bu tür savaşta kelimeler çok önemlidir. Durup dururken bir yerlerde bu işin uzmanları bir kelime icat ederler. Durup dururken bir milleti veya bütün Müslümanlığı tek kelimeyle öcü gösterirler. Basın yayınla öyle ayarlarlar ki, her gün Pavlov’un köpekleri gibi dünya kamuoyunda haklılık kazanırlar. Irak’a karşı, Afganistan’a karşı Kosova’ya karşı saldırılar hep bu şekilde olmuştur. Birer kelimeyle bu işler başlar. Dünyayı asıl idare edenlerin düşmanlıklarını anlayıp da birileri karşı çıkınca bunları susturmak için de karşısına bir kelime icat ederler.
Bir bakışta anlarım!
Siz nasıl bu kadar kendinize güveniyorsunuz?
İbrahim SARI : Bir insanın milli hassasiyetini ve samimiyetini görür girmez anlarım. Bu sahte sağcıdır, bu sahte solcudur. Bu sahte laiktir. Bu sahte Atatürkçüdür, bu falanca gizli cemiyet üyesidir. Hatta gözüm alıştı kaçıncı derecedir onu bile anlıyorum. İnsanlara sağcı solcu laik falan diye bakmayın. Milli davaları geleceğimizi belirleyecek davaları önüne koyduğunuz zaman ne yapıyor ona bakın. Her zaman söylüyorum düşmanını tanıyan dosttur. Bizim ve insanlığın en büyük düşmanı siyonizmdir, işbirlikçileridir.
Bu vasfa sahip kaç kişi vardır sizce?
İbrahim SARI : Benim şahıslarla hiçbir işim yok. Ancak bildiğim kadarıyla sayıları yüzbinleri bulmaktadır. Siyonizme hizmet eden bu akılsızlara acıyorum. En melanetine bile acıyorum. Yani bunlar üç kuruşluk menfaatler için çoluk çocuğunun da istikbalini satarak, atalarının ruhunu da muazzep ederek üç günlük dünyayı hem kendilerine hem etrafına zehir ediyorlar. Bu Siyonist kafalı kimselerle mücadele etmek her Müslüman Türkün asıl görevidir.
İnsana faydalı olmak için
Bunun bir orta yolu ok mu?
İbrahim SARI : Aklın ortası olmaz…Ya insan Mecnun olur yada akılsız olur, yada hain olur… Zümrüd-ü Anka’nın iki kanadı olmaz ise uçamaz. Bunun birisi akıl kanadı, birisi gönül kanadıdır. İnsana bu iki terbiye lazım. Aklı geliştirmek için de ilim lazım. İlmi geliştirmek için akıl. Aklı geliştirmek için de iman lazımdır…İmansız akıl ancak hainlik olur…
Kibirlenmemenin yolu nedir peki?
İbrahim SARI : Türklerin ta Uygurlardan beri gönüllerinde var olan mutasavvıflığa yönelmektir. Yani gönül terbiyesine ulaşmaktır. Tasavvufi terbiye ile insanları insanlaştırmak lazımdır. Bunu tarihte ilk kez Türkler yapmıştır. Gönül terbiyesi olmayanın makam mevki sevgisi artar. Bu da o kişiyi ve onun maiyetini felakete götürür.
Siyaseti, Siyasetçiyi sevmiyorum?
Peki siz, siyaseti, siyasetsiyi nasıl görüyorsunuz?
İbrahim SARI : Otuz yıldan beri en yüksek görünen mevkilere kim geldiyse evelallah hepsini, teke tek tanırım. Şimdi bizim mutasavvıf ruhumuzu anlamadıkları için bugüne değin hepsine karşı dik durmuşumdur…Hiçbir zaman siyasetin içinde bulunmayı düşünmemişim. Bir memlekette yönetici olmak için ilim sahibi olmak lazım…
Niye?
İbrahim SARI : Bir kere, kendi tarafından bir kalesine dahi sahip olamayacak duruma getirilmiş, bütün kalelerine girilmiş, -bu arada Atatürk’ü de analım.- bir ülkede siyaset yapmak yabancının kölesi olmak oradan verilen emirleri yerine getirmeye razı olacak tıynette birisi olmayı kabul etmek demektir. Estağfurullah haşa. Böyle bir duruma düşmekten Allah bizi koruduğu için de şükürler olsun.
Sevr yeniden mi dayatılıyor?
Merak ediyorum Papa İstanbul’a niçin gelmişti?
İbrahim SARI : Papa istanbul’a niye gelmişti dersiniz? Bizans için gelmişti. Otuz senedir söyleniyor. Zaman zaman soruyorlar “Sevr mi dayatılmaya çalışılıyor?” Bunu söyleyenler amma iyimser. Kardeşim Sevr anlaşmasında ortada ufacık bir parça var Türklere ayrılan. Şimdi Türk’ün adı sanı olacağı da yok. Toptan bitiyor. Balkanlar’da bir tane Türk kaldı mı? Hiç olmazsa oralardakiler mücadele ederek çekilmişler. Şimdi nasıl kaybediyoruz? Millet gönüllü olarak çeşitli fırkaları başa getirerek bunları yaptırıyor. Bir önceki üçlü teslis hükümeti, sağlı sollu ittifak o zaman gizli kanunlarla daha doğrusu bir yerlerden geliyordu ve 550 kişi üçlü hükümet zamanında metni görmeden imza sayfasına imzayı basıyordu. O kanunlar öyle çıktı. Bugünde tek başına iktidar var ama bu milletin haya damarları çatladı. Habire sevr anlaşmaları önümüze konuyor hükümet imzalıyor.
Hangi kanunlardan söz ediyoruz?
İbrahim SARI : Uyum yasaları denen kanunlardan. Siz yabancıya toprak satılmasıyla ilgili kanundaki maddeleri biliyor musunuz? Adam geliyor, beğendiği araziyi satın alıyor. İster tarla olsun, ister maden toprağı. Öyle ayırım falan yapılmıyor. Tapusu iki hafta içinde bunlara teslim ediliyor. Buna karşı çıkacak, bu satışı zorlaştıracak biri olursa onun hakkında da takibat yapılıyor. Baksana kardeşim vatanı savunanlar provakatör oluyor. Böyle kanunların % 1’i bir sömürge devletinde bile çıkartılamamıştır. Yani ne vatan toprağı, ne şehit kavramı, ne millet kavramından söz ediyorsunuz? Bitmiş hepsi kardeşim. Kavramların içi boşaltılmış içi.
Misyonerlere para akıyor
Peki, dışarıdan bakıldığında Türkiye nasıl gözüküyor?
İbrahim SARI : Türkiye’ye dışarıdan bakıldığında, dışarıdan Türkiye filan dersen gülerler. Öyle bir adı sanı yok. Kalmadı bitti. Bir milleti tarihten silmeden önce, önce adını silerler dünya kamuoyunda. Sonra da gizlice kendini silerler. Türkiye bu durumdadır. Dünya’da “Türkiye’de Türk diye bir şey yok.” olarak, azınlık olarak bile yok olarak algılanıyor ve algılattırılıyor. Dolayısıyla öyle bir hava yaratılmıştır ki değil bu Türklerin ülkesi, azınlık olarak olduğunu bilen yok dünyada. Yani bu çok tehlikeli bir şeydir. Adının silinmiş olması veya silinmeye çalışılması buranın devlet olarak da çok yakında toptan silinmek isteneceğinin ispatıdır. O zaman ne Türkiye’nin kalacağını, ne Türk milletinin buralarda bir ferdi kalacağını, arkasından Kürtlerin de buralarda kalamayacağını senelerce söylüyorum. Bak olacak, çok az kaldı bu kafayla oraya gidiliyor. Ülkeme düşman olan devletin hiçbirine toz kondurmayıp da Müslümanlığı düşman olarak bilen ve gösteren insanların istediği insanlar Türkiye’nin başında olursa işte bu hallere gelinir.
Onu da geç. Müslüman birileri elinde yetikleri olduğu zaman bu milletin, üretimi durmuş, faiz içinde boğulmuş elinde hiçbir şeyi kalmamış iken 400 milyar doları oturup da bir ağızda yabancı misyonerlere yardım diye verirse, ondan sonra Türkiye’nin her tarafında, kiliseler yaptırırsa ona şunu sormak icap eder. Dindardır diye seçtiğiniz kimselere niçin hangi din diye sormuyorsunuz?
Üç aşkım var
Nedir bu üç aşk
İbrahim SARI : Biri Allah aşkı, Biri Resulullah aşkı, diğeri millet aşkı. -Tabii Türk milleti aşkı. Bu üç aşk ile ne yapıyorsam yapıyorum. Allaha şükür her gün de bu üç aşkım artarak gidiyor. Onun için bu aşkları tatmamış olan insan, insan olduğunu bile bilemez. Hayatta ne kadar malı mülkü de olsa bu insana ah vah vah derim. Tabii kimseye şöyle yap böyle yap diyemem ama elimden geldiği kadar lisanı hal ile yardımcı olabiliyorsam, kendimiz yanıp biterken ışığımızla birazcık aydınlatabiliyorsak, ne ala. Birilerinin ne yaptığına değil sizin ne yaptığına bakacaksınız…
Tatile vaktiniz oluyor mu?
İbrahim SARI : Ne tatili kardeşim biz …… mıyız… Şunun adına HİCRET desek dua almış oluruz… Allah’ın bize bahşettiği bu bilgileri başkalarıyla da paylaşmaya vesile olduğu için Rabbime şükrediyorum. Benim için en büyük bildiklerimi, öğrendiklerimi başkasıyla baylaşmaktır tatil budur. Başka bir tatilim de bu iş bittikten sonra mütevazı uygun bir mekânda oturup defterimi açıp araştırma yapmak. Sizin kastettiğiniz manada tabiatla haşir neşir olmak da iyidir. Ama benim asıl tatilim bunlardır.
Bize zamanınızı ayırdığınız için ve verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ederiz.
İbrahim SARI: Ben teşekkür eder, bu söyleşimizin tüm inananlara hayırlar getirmesini temenni eder, tüm kardeşlerimi gönül dolusu muhabbetlerimle selamlarım. Rabbimin selamı sizlerin ve tüm inananların üzerine olsun…
http://www.bybaskan.com
Ergenekon: Türk Gladyosunda Hesaplaşma
Siz sanıyor musunuz ki;
Ergenekon Davası neticesinde derin devlet denilen şey çökecek ve kontrol asıl devletin eline geçecek.
Ben size cevabını söyleyeyim. Kocaman bir HAYIR !!!
Olan biten derin devletin el değiştirmesidir.
Ümit Zile’ li iddianameye dayandırarak Ergenekon’un başlangıç tarihini 1923 olarak vermiş.
Ancak bu tarihi verenler yanılıyorlar.
Ergenekon ‘un kuruluşu İttihat ve Terakki’nin içerisinde başlamıştır. Ergenekonun alt yapısını Avrupa hazırlamıştır.
Yani Türk Ergenekon’u Avrupa kökenli bir örgüttür.
Necip Hablemitoğlu’na düzenlenen suikast silahının ne yapısı olduğunu öğrenirseniz hangi ülkeden bahsettiğimi anlayacaksınız!
Peki, ne oldu da bu örgüt tasfiye edildi.
Aslında ortada tasfiye falanda yoktur. Yeni dünya konjüktüründe değişen dengeler Ergenekon’un üst düzey yöneticilerine, alt ve eylemsel birimlerini tasfiye etme mecburiyetinde bırakmıştır.
Ortalıkta gezinen 1 numara, 2 numara sözlerine de aldanmayalım.
İstediği numaraları Taraf gazetesinde Yasemin ÇONGAR’ ın deşifre etme çabaları da bu yapılanmayı ortadan kaldıramayacaktır.
Zira istenen neticede bu değildir.
Yoksa İddianamede adı geçen Veli KÜÇÜK,
Kemal Kerinşsiz ve daha nicelerinin eline Türk bayrakları vererek (gazetelerde bolca gördüğümüz üzere) müsamere törenlerindeki oğlanlar gibi meydanlara atarak iddianamede belirtilen gizli bir örgütün üst yöneticilerini deşifre etme çabalarına girilmezdi.
Aylar önce bir gazetenin yazı işleri müdürü bir cenazede çekilmiş fotograf karesini bana gösterdi.
Ergenekon’ da yargılanan üst düzey yöneticilerin tamamının olduğu karede tek tanınmadık gözlüklü gençten birisi duruyordu.
Bu kim? Diye sorduğumda oda bizim, onları dinleyen muhabirimiz dedi.
Bir eylem için milyon dolarlar harcayabilecek kaynaklara sahip bir olduğunu iddianameden öğrendiğimiz bir örgütün yöneticilerinin, çeşitli protesto gösterilerinde sanki onlardan başkası kalmamış gibi meydanlarda sıra sıra boy göstermesinde de bir keramet aramalı derim ben.
Ceplerine üç beş kuruş sıkıştırılarak futbol statlarda bağırttılaran binlerce İstanbul’daki işsiz taifesinden birileri bulunarak bu protesto eylemleri düzenlememiydi.
Ancak Ergenekon’un operasyonel birimleri ayni karelerde buluşturularak bile bile hataya zorlanmıştır.
İddianamede adı geçen kişiler Ergenekon’un operasyonel birimleri içerisinde yer almış kişilerdir.
Bu operasyonel güç, süreç içerisinde öyle bir hale gelmiştir ki.
Onu finanse eden güçlere baş kaldırmaya, söz dinlememeye başlamış, Sabancı Suikasti’nin ardından, ilgilere bir gözdağı verme projesinin içersine girmiştir.
Ergenekon’da adı geçen kişiler onlara para sağlayan ve yönlendirilen kaynaklar tarafından, zararlı bulundukları an satılmışlardır.
Zira yapılanmanın etkileri ve sonuçları, hesapları yapanlardan daha korkutucu hale geldiği anlaşıldığında bilgiler, CIA ‘ye servis yapılmıştır.
Bu saatten sonra örgüt davasının ne olacağı kimin ne ceza alacağının da bir önemi yoktur.
Zira yapılanma deşifre edilmiş ve çökertilmiştir.
Bundan sonrası bir mizansenden öteye gidemez.
Korkulan ise Ergenekon’un ardındaki asıl söz sahiplerinin deşifre edilmesi idi ki asıl korkulan bu hadisenin nasıl bertaraf edildiğini sakıncalı bulduğum için yazmayacağım.
Ancak aklıma geçen hafta İstanbul’a ziyaret için gelen İtalya Gladyo’sunu açığa çıkaran savcının sözleri geldi.
Savcı İtalyan gladyosunun nasıl çökertildiğinden bahsederken İtalyan Gladyosunun beyin takımının P2 Mason Locası olduğunu anlatmıştı.
Bu saatten sonra; Türkiye’ye de Büyük Orta Doğu Projesi içerisinde biçilen role uygun yeni bir derin devlet yapılanmamız olacaktır.
Şimdi ki; telaş bu yeni yapılanmadan menfaat sağlamaya çabalayanların köşe kapmaca telaşıdır.
Murat Çavga
Kaynak: www.haberdokuz.com/
Ergenekon'un Suikast Planları
Ergenekon iddianamesinde örgütün yaptığı ve yapmayı planladığı belirtilen eylemlere de yer verildi.
İddianamede örgütün, aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 'ın da bulunduğu bazı kişilere suikast hazırlığında olduğu öne sürüldü.
İddianamede en dikkat çekici bölümlerden biri de örgütün, suikast planları.
İddianameye göre suikast planında yer alan isimler şöyle:
-Recep Tayyip Erdoğan (Başbakan)
-Org . Yaşar Büyükanıt (Genelkurmay Başkanı: 2005 yılında Büyükanıt'a suikast planlandı.
Büyükanıt'ın koruma planı İşçi Partisi 'nde ele geçirildi. )
-Orhan Pamuk (Nobel ödüllü yazar)
-Ahmet Türk (DTP Genel Başkanı)
-Osman Baydemir (DTP
-Fehmi Koru (Gazeteci)
-İshak Alaton (İşadamı)
-Bartalameos (Fener -Rum patriği)
-Mesrob Mutafyan (Ermeni cemaati lideri)
YARGITAY YÖNETİCİLERİ
İddianameye göre, örgütün Genelkurmay Başkanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı 'yla bir ilgisi yok. Ancak genelkurmay, mit , emniyet ve siyasi partilere sızma girişimleri de yok değil.
İddianame'de Susurluk da var. 3 Kasım 1996 yılındaki kazada aslında Mehmet Ağar 'ın ölmesinin planlandığı öne sürülüyor.
İddianamede öne çıkan konulardan biri de Sabancı suikastı.
İddianamede, Sabancı suikastını gerçekleştiren Mustafa Duyar 'ın, Afyon cezaevinde Nuri Ergin ve çetesi tarafından isyan çıkarılarak öldürülmesi talimatını Veli Küçük 'ün verdiği belirtiliyor.
2 bin yılında Uşak cezaevindeki isyan sırasında çatıya çıkan Nuri Ergin 'in 'Veli Küçük 'e selam söyleyin' şeklindeki konuşmasına ait kaset de, delil olarak gösteriliyor.
İddianamede; 'Veli Küçük hem DHKP /C hem de Nurişler çetesiyle gerekli koordineyi sağladığı anlaşılmıştır.' deniliyor.
İddianamede, İlhan Selçuk 'un 23 Ocak 2008 tarihli yazısında , yargıtay cumhuriyet başsavcısını, bölücülük yapan partiye kapatma davası açması yönünde' tehdit içerikli uyararak yönlendirdiği' de yer alıyor.
İddianamenin 4'ncü bölümünde Ergenekon terör örgütünün gerçekleştirdiği belirtilen eylemler de şöyle:
-5 Mayıs 2006'da Şişli 'de bulunan Cumhuriyet Gazetesi merkezine el bombası atılması,
-10 Mayıs 2006 'da Cumhuriyet Gazetesi 'ne el bombası atılması,
-11 Mayıs 2006'da Cumhuriyet Gazetesi 'ne el bombası atılması
-17 Mayıs 2006'da Danıştay 2. Dairesi'ne yapılan silahlı saldırı sonucu Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 'in öldürülmesi ve 2 kişinin yaralanması,
-13 Haziran 2007'de Ümraniye 'deki bir gecekonduda 27 el bombasının ele geçirilmesi,
-25 Haziran 2007'de Eskişehir 'de emekli yüzbaşı Fikret Emek ile birlikte, 12 el bombası, 2 uzun namlulu silah, 11 kg C3 patlayıcı madde, 11 kg TNT patlayıcı madde, 2 ruhsatsız silah ve bol miktarda dokümanın ele geçirilmesi,
-Bazı kişilerin siyasi, felsefi, dini görüşleri, kökenleri, ahlaki eğilimleri, cinsel yaşamları ve sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerinin 'özel veri' olarak kaydedilmesi.
-Silahlanma, ruhsatsız silah bulundurma ve taşıma.
İddianamede, Rahip Andrea Santora , Hrant Dink , Zirve Yayınevi cinayetleri ile eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç 'e yönelik silahlı saldırıların benzerlik taşıdığı da öne sürüldü.
Ancak iddianamede bu benzerliğe rağmen yeterli delil bulunamadığı da ifade ediliyor.
Kaynak: TRT
ulusalcıları kim finanse ediyor?
“ İç ve dış mihraklar vatan, millet, bayrak gibi kutsal değerlerimizi kullanarak AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak istiyor.
İç ve dış mihraklar kesinlikle birlikte hareket ediyor ve bu oluşumlara maddi kaynak yağıyor.
Güvenlik güçlerinin başarılı baskınlarına destek olarak devlet tüm organlarını harekete geçirerek bu örgütlerin finans kaynaklarını bulmak zorundadır.
Sözde sivil toplum örgütü olan bu oluşumların arka planını çözebilmemiz için para kaynağını bulursak bu iş kökünden hal olur”
Bülent Orakoğlunun bu değerlendirmesi gerçekten çok önemli.
Eğer bu yapılanmanın finans kaynakları çözülürse bu yapının kime hizmet ettiğide anlaşılacaktır.
Bu konu ile bilgi ve belgeleri bulabildiğim kadarıyla buraya dercedeceğim..
bu konuda sizinde desteklerinize ihtiyacımız olduğunu söyleyerek şimdilik bildiklerimi yazayım.
ulusalcı dernekler malumdurki pek çok kol altında faliyet gösteriyor.
Bunları kısaca tasnif edecek olursak;
1-Sivil toplum kuruluşu altında faailiyet gösterenleri var:
ilk aklımıza gelenleri
ÇYDD
coca cola çydd işbirliği <http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=717>
ADD
cumhurbaşkanının yardım listesi
amerikan elçiliğinden
teftiş<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=121425>
mitingleri nasıl finanse
ettiler<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=121640>
2-Çete yapılanmaları var
derin devletin yeni finans
yönetimi<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=119455>
kuvayı milliye dernekleri
vatansever güçler birliği
örtülü ödenekten yardım
aldık<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=120823>
şehit cenazelerinde paralı
provakasyon<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=120607>
şehit eşini bile
dolandırdılar<http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=120607>
3-Ulusalcı medya kuruluşları var.
kanaltürk:
kanaltürkü kim finase
etti<http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=207522&comments=all>
ulusal kanal
yeniçağ gazetesi
tercüman gazetesi
cumhuriyet gazetesi
4-Ulusalcı parti ve teşkilatlar var
işçi partisi
ergonkonu perinçek revize
etti<http://www.atin.org/newsdatabase_print.asp?pcmd=articleprint&articlei...>
bağımsız türkiye partisi
5-Birde gizliden bunları destekleyenler var
işte bizm bulabildiğimiz kaynak haberleri
1-Değirmenin suyu nereden geliyor, nerede kullanılıyor?
Bir iddiaya göre, Başbakana bağlı olmayan Orta Asya'da Türk milliyetçiliğine
derinden yardım eli uzatan örtülü bir ödenekten geliyor. Diğer gelir kalemi
ise Peker grubu gibi derinlerle çalışan mafya çeteleri. Söylemleri masonluk
ve ABD karşıtlığı olmasına rağmen Soros Vakfı tarafından finanse
edildikleride ileri sürülüyor. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi
(VKGBH), bir yıl içinde 1,5 trilyon lira harcayarak, ülke çapında 190 şube
açtı ve 3 milyona yakın üye kaydetti. İlçeler hatta köylerde bile
örgütlendi. Mesela Mersin'de 70 bin üye kaydedildi. Dergileri Türkeli, 250
bin basılıyor. Bir milyondan fazla tüzük teşkilatlara gönderilmiş durumda.
Giriş aidatları 40 YTL, yıllık üyelik aidatı ise 100 YTL. Başkanları Taner
Ünal, MHP'den dışlanan bir sözde ülkücü.
kaynak :faruk aslan-sonsaniye.net,4. soru değirmenin suyu



















