Vakit gazetesi, ‘çürük raporu'yla askerlikten muaf tutulan general yakınlarının isimlerinin bulunduğu belgeyi ele geçirdi... KİMİSİNİN 3, KİMİSİNİN 5 YEĞENİ ÇÜRÜK Jandarma Genel Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin 1981 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Volkan Yerebakan, 1970 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Yerebakan, 1968 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Osman Yerebakan, 1979 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Karabela, 1975 Artvin doğumlu yeğeni Adem Yılmaz; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda Tümamiral olan Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun kayınbiraderi Yalın Dirik, teyzesinin oğlu Faik Aydın, dayısının oğlu Şevket Dişkaya; Harp Akademileri Komutan yardımcısı Korgeneral Selahattin Uğurlu'nun 1975 doğumlu Haydar Okay Uğurlu isimli yeğeni ile eşinin 1976 doğumlu akrabası Levent Uludoğan, Şırnak Tümen Komutanı Tümgeneral Ahmet Yavuz'un 1980 Osmaniye Bahçe doğumlu oğlu Çetin Mert Yavuz, 1972 Adana Seyhan doğumlu yeğeni Buğra Selim Ölçen, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın 1975 İzmir Çeşme doğumlu dayısının oğlu İlgi Çora, Ege eski Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın 1978 Bursa Osmangazi doğumlu oğlu Gökhan Sarıışık, Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi'nin 1970 Ankara Çankaya doğumlu yeğeni Osman Bahadır Mendi, 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun eşinin 1982 Ardahan Posof doğumlu yeğeni Doğan Erdoğan, Tekirdağ Şarköy 95. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Nurettin Işık'ın 1984 Balıkesir Erdek doğumlu yeğeni Mustafa Kemal Işık ve Kara Kuvvetleri'nde görevli Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu'nun 1974 Sivas Zara doğumlu oğlu Mehmet Barış Cülcüloğlu çürük raporu almak suretiyle askerlik görevinden muaf tutulmuş.
Şok belgede kamuoyunun yakından tanıdığı generallerin yakınlarının çürük raporuyla askerlik yapmadığı ortaya çıktı.
Üst düzey görevlerde bulunan birçok generalin oğlunun, yeğeninin, akrabasının, eniştesinin çürük raporu alarak vatani görevini yerine getirmediği ortaya çıktı.
Yıllardır onbinlerce vatan evladı teröristlerle girdiği çatışmada şehit edilirken/yaralanırken, TSK'da görevli bazı yüksek rütbeli generallerin 1. ve 2. derece yakınlarının çürük raporlu oldukları ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı bilgilere göre, bazı general yakınlarının çürük raporu alarak ya askerlik yapmadıkları, ya da birliğine katıldıktan bir süre sonra rapor alarak evine döndükleri ortaya çıktı.
Bazı generallerin bizzat oğulları hatta kayınbiraderleri çürük raporları alırken, bazılarının ise 5 yeğeninin birden çürük raporu alması dikkatlerden kaçmıyor. Genelkurmay'ın, çürük raporu alınmasında general yakınlarının etkisi olup olmadığı yönündeki sorularımıza sessiz kalması dikkat çekiyor.
Gazetemizin ulaştığı bilgilere göre;
BAZISI HİÇ KIŞLAYA GİRMEMİŞ
Çürük raporlarının ayrıntılarına göre, Orgeneral Hasan Iğsız'ın dayısının oğlu İlgi Çora hiç askere gitmeden çürük raporu almış. Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın oğlu Gökhan Sarıışık da birliğe hiç katılmadan çürük raporu almış. Korgeneral Galip Mendi'nin yeğeni Osman Bahadır Mendi de hiç askere gitmeden çürüğe çıkmış. Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin yeğeni Volkan Yerebakan da hiç birliğine katılmadan çürük raporu almış. Açıkmeşe'nin diğer yeğeni Mustafa Karabela ise 1999'da İzmir'de bulunan 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığı'na katılmış, daha sonra Mardin Savur İlçe Jandarma Komutanlığı'na sevkedilip 18 Şubat 2000 tarihinde de çürük raporu alarak evine dönmüş.
Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun eşinin yeğeni Doğan Erdoğan da hiç askeri birliğe katılmayan paşa yakınları arasında. Tuğamiral Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun kayınbiraderi Yalın Dirik ise yedek subay olarak Samsun'da katıldığı birliğinden Kayseri Askeri Hastanesi'ne sevkedilmiş. Yalın Dirik 10 gün kaldığı birliğinden çürük raporu alarak ayrılmış. Tuğgeneral Nurettin Işık'ın yeğeni Mustafa Kemal Işık ise Hatay'da bulunan 1'nci Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı'ndaki acemi birliğinden aynı alaydaki başka bir tabura sevkedilmiş ve bir süre sonra çürük raporu alarak terhis olmuş.
Tümgeneral Ahmet Yavuz'un oğlu Çetin Mert Yavuz ise hiç askere gitmeden çürük raporu alan general yakınları arasında. Ahmet Yavuz'un yeğeni Buğra Ölçen de aynen kuzeni gibi çürük alıp nizamiyenin kapısından hiç içeri girmemiş.
Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu'nun oğlu Mehmet Barış Cülcüloğlu da askeri birliğe hiç adım atmamış. Tümgeneral Tahir Bekiroğlu'nun teyzesinin oğlu Erkan Işık ise 1986'da Ankara'daki birliğinden Manisa Alaşehir'deki 2. tabur 9. bölüğe sevkedilmiş, buradan bir süre sonra çürük raporu alarak evinin yolunu tutmuş. Korgeneral Selahattin Uğurlu'nun yeğeni Haydar Okay Uğurlu, acemi birliğinde İzmir Ulaştırma Okulu'nda silah altına alınmış. Ardından İzmir'deki Maltepe Askeri Lisesi Destek Kıtaları Komutanlığı'na usta birliğine gitmiş. Haydar Okay Uğurlu usta birliğinde sadece 20 gün askerlik görevini yaptıktan sonra teskere almış.
GENELKURMAY YALANLAMADI
TSK hakkında ortaya atılan en ufak bir iddia hakkında bile hemen açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, general yakınlarının çürük raporu almasında generallerin payının olup olmadığı yönündeki sorularımızı 4 gündür cevaplandırmıyor. Genelkurmay'ın 4 gündür yazılı sorularımıza cevap vermemesi dikkat çekerken, kamuoyu Genelkurmay Başkanlığı'nın olaya açıklama getirmesini bekliyor.
Kaynak. vakit
İşte GENERALLERİN çürük çocukları...
PKK'dan kaçanlar ABD ordusuna...
Ergenekon-PKK ilişkisinden dolayı Zaza Grubu ile PKK'da başlayan kopuş giderek derinleşiyor. PKK'dan kaçan PKK'lı teröristler ABD ordusuna paralı asker oluyor! İşte şok olayın ayrıntıları... Aksiyon dergisinin haberine göre Ergenekonn-PKK ilişkisinin ortaya çıktığı günden bu yana yaklaşık 1500 kadar militan, örgüt kamplarından kaçtı. PKK kaynakları da bu bilgiyi doğruluyor. Kalkan'ı korkutan bir başka gerekçe ise cazibesini yitiren PKK'ya alternatif yeni güçlerin devreye girmiş olması. PKK'dan kaçan sağlıklı, genç ve iyi eğitimli örgüt mensuplarını paralı asker olarak Afganistan'a gönderiyor. Bağdat'ta kısa bir eğitimden geçirilen PKK'lılar, daha sonra kendilerine verilen yeni bir kimlikle sözleşmeli asker oluyor. 
Örgütün önemli isimlerinden Duran Kalkan tarafından yayımlanan örgüt içi bildiride kaçışların sebebinin araştırılması ve kopuşların bir an önce önlenmesi için sıkı tedbirlerin alınması isteniyor.
PKK'dan ayrılan örgüt mensupları Kuzey Irak'a dağılırken bazılarının ise Amerikan ordusu ile irtibata geçtiği ileri sürülüyor.
Aksiyon dergisinin iddiasına göre Erbil'in Ankawa bölgesinde bulunan Amerikan Ofisi,
Sistemin Tanrısına Dokunmak
Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılıç paşanın bile gözaltına alınacağını düşünebilir miydiniz?
O ki, ‘Ergenekon’un Başı’ zannediliyor.
(Bakın bir daha söylüyorum, Ergenekon’un başı Türk değildir.
Yakalanan hiçbir baş, gerçek baş olmayacaktır.)

Her sistemin bir tanrısı vardır.
Adı ‘Nemrut’ (bir türlü ölmedi)tur, ‘Firavun’ (iktidar sahibi)dur veya despottur.
Adı önemli değil…
‘Sistemin Tanrısı’ndan kastım, adil olmayan bir sistemi ayakta tutan külli kanunların ‘şahsı manevi’sidir.
O şahsı maneviyi de yine bir insan veya sembol temsil eder, o başka!
O dokunulmazdır, ulaşılmazdır. Sistemde görülen kusurlar ona ait olmaz.
Çünkü o ‘bir tür tanrı’dır.
Önünde ve arkasında ‘Sensinod Meclisi’ türünden kurum ve kuruluşlar vardır.
Bunun adı bazen rejim olur, bazen sosyal hukuk olur ‘laiklik’. MGK olur, Yargıtay, Anayasa olur sendika olur STK olur…
Sistemin tanrısı onlarla kendisini ‘ulaşılmaz’ ve ‘dokunulmaz’ kılar…
O da buna karşılık, doğurup emzirdiği yavrularının zulüm ve keyfiliklerine göz yumar.
İşte Ergenekon dediğimiz örgüt, sistemin büyütüp beslediği ve sonra da millete tebelleş ettiği çocuklardır.
Onlar tıpkı ‘tanrıları’ gibi kendilerini ‘dokunulmaz’ biliyorlardı. Devletin namusunu ve milletin iradesini bile takmıyorlardı.
Bir demokratik ülke düşünün ki bir memuru, televizyona çıkıp “Bilemiyorum ama sanırım bin kişi öldürmüşümdür” diyecek de siz ona dokunamayacaksınız. Hatta alkışlayacaksınız…
Bu ülkede bugüne kadar herkesin yaptığı yanına kar kalıyordu.
O yüzden de cumhuriyetimiz, aynı zamanda cunta olmayı hazmedebiliyor, demokrasimiz, aynı zamanda faşist uygulamaları içine sindirebiliyordu.
Ama şu son Ergenekon operasyonu gösterdi ki, ‘dokunulma sırası’ hızla ‘Sistemin Tanrısı’na geliyor.
Şimdi, kendisine ulaşılmasın diye, ‘en gözde çocuklarını’ milletin iradesinin önüne atmaya başladı.
Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılıç paşanın bile gözaltına alınacağını düşünebilir miydiniz? O ki, ‘Ergenekon’un Başı’ zannediliyor.
(Bakın bir daha söylüyorum, Ergenekon’un başı Türk değildir.
Yakalanan hiçbir baş, gerçek baş olmayacaktır.)
(Ha bu arada, bu işi yalnızca Savcı Öz’ün bir başarısı sanmak, Öz’e haksızlık olur.
Öz bunu ne kendi gücüyle yapıyor ne de kendi keyfiyle. Öz, kanunların ve milletin ona verdiği yetkiyi cesurca kullanıyor, o kadar. )
Demek ki gerçekten ‘sistemin tanrısı’nın başı dertte...
Artık, ‘dokunulabilir’ hale geldiğini hissetmeye başladı…
* * *
Kur’an’daki ‘allegorik’ kıssayı hatırlayın.
Kâhin (sosyolojik değişmeleri gözlemleyen, terendi okuyan, gelecek projeksiyonu yapabilen demektir) Firavun’a, (Firavun, bir sıfattır, isim değil. ‘Sistemin Tanrısı’ anlamınadır) ‘Beni İsrail’ (o gün için ‘öteki’ni temsil eder) den biri çıkacak ve senin iktidarına son verecek” deyince Firavun, Kopt olmayan (yani ötekilerin) tüm yeni doğan erkek çocukları öldürttü. Mevlana’ya göre bu sayı 70 bindir…
Peki Hz. Musa’nın (hangi mani, suyun mecrasını bulmasını önleyebilir ki!) doğumunu önleyebildi mi?
Hayır!
Çünkü zulüm ile âbâd olunmaz. Allah, mutlaka zalim tanrılardan intikam alır.
Onu da ‘musa’ların eliyle yapar. Evet, musa, suyun akışıdır, fıtratın dilidir, vicdanın talebidir. Kim vicdanı susturabilir, fıtri akışı durdurabilir?
Seksen yıl da sürse yüz yıl da sürse değişmez.
Siz devlet aygıtını ‘kör ve sağır’ hale getirseniz bile bu değişmez.
(Sayın Baykal, ‘devlet etnik konuda kör olmalı’ diyor.
‘Gözünü dört açmalı, haksızlıklara meydan vermemeli’ demiyor, “birilerine yapılan zulüm görmezlikten gelinsi” diyor.
Çünkü sistemin tanrısının talebi bu olmuş yıllarca!)
Sonunda ‘Firavun’un korktuğu olmuştu!
‘Musa’, karşısına dikiliverdi ve ‘halkıma zulmetmeyi bırak!” dedi.
(Evet Musa, yukarıda da ifade ettiğim gibi bir semboldür; zalim sistem tanrılarının hasmıdır. Çağlara ve dönemlere göre ismi ve resmi değişebilir.)
Firavun’u zulmetmekten alıkoymak için önüne sayısız seçenekler koydu.
O hep redetti. Sonunda Musa dedi ki, “Bu gece ilk olanlara dokunulacak!”
Firavun, sabah uyanıp da ‘ilk çocuğu’nun (düşünebiliyor musunuz kendisini haşa ‘tanrının yaveri’ sanan Sabih Kanadoğlu’nun evinde arama yapılabiliyor!) öldüğünü görünce, dizlerinin bağı çözüldü.
Musa ile anlaşma yapacaktı ki, çevresindeki kodamanlar (Yani Sistemin Tanrısı’nın çocukları; yargısı, yorgusu, medyası, üniversitesi…) onu anlaşma yapmaktan vazgeçirdiler ve sinsi bir plan koydular ortaya!
Dediler ki, ‘Musa’yı bırakıver. Halkını alsın ve gitsin.
Tam şehirden çıkıp da savunmasız bir alana geldiklerinde, üzerlerine saldırırız ve toptan yok ederiz. Mademki artık sistemin dışına çıktılar, bizim de onları yok etme hakkımız var”
Bu plan Firavun’a da uygun geldi.
Öyle yaptılar. ‘Musa’ya kavmini al ve git’ dediler.
Ama kendilerince muhteşem olan o tedbir, aslında bütün o zorbaları denizde boğulmaya götüren ilahi bir ‘mekr’di.
(Fallahu hayrul makirin) Öfke akların sınırlarını aştı mı gözü kör eder ya…
* * *
Evet, bu son Ergenekon operasyonu ile ilk defa ‘ilkler’e dokunuldu.
Artık sıra ‘sistemin tanrısı’na geliyor.
O yüzden en tehlikeli oyunları şimdi sergilemek isteyebilirler.
Dikkat!
Ama benim kanaatim şu:
Nasıl ki hiçbir tedbir Firavun’u akıbetinden kurtaramadı, öyle de hiçbir tedbir şu sistemin millete secde etmesine mani olamayacak!
Millet diniyle, tarihiyle ve milliyetiyle barışacak.
Kimin hain, kimin kahraman olduğu ortaya çıkacak!
Evet, ‘o’ nasıl son nefesinde ‘ben Musa’nın ilahına inandım’ deyip secdeye vermişse, sistemin tanrısı da ‘inandım, iman ettim’ deyip halkın Allah’ına secde edecek!
* * *
Elbette ki, her kafadan bir ses çıkacak.
Kimileri bu operasyonları, Ak Partinin, muhaliflerini susturma operasyonu sanacak, kimisi bunu, Gazze yenilgisinin(!) bir intikamı zannedecek, kimisi de ‘iktidar gemi azıya aldı’ diyecek.
Ama aldırmayın. Zan hakikatten bir şey içermez!
Mehmet Ali Bulut - Gasteci.com
Kaynak:haber7.com
Kurtlar Vadisi'nin yeni kanalı belli oldu

Bugün gazetesinde yer alan habere göre, milyonları ekran başına kilitleyen Kurtlar Vadisi Pusu'nun yeni kanalı belli oldu. Show TV ile anlaşmazlığa düşerek yeni bölümlerin yayınlanmasını durduran Kurtlar Vadisi Pusu, yeni bir kanalla anlaştı.
Yeni bölümleri için diğer kanallarla uzun zamandır temasta olan dizinin yapımcıları Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener, sonunda atv ile anlaştı.
Böylece dizinin yeni bölümleri Şubat ayından itibaren atv ekranlarında olacak.
Kaynak:8sutun.com
Haydi ÇAĞLAYANA

Çağlayan’da Filistin için miting yapılacak


4 Ocak Pazar günü saat 12 de
Çağlayan`da Filistin Mitingi tertip ediliyor.

İSTANBUL –
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Sadrettin Karaduman, Filistin ve Gazze ile dayanışma içinde olmak ve İsrail’i protesto etmek amacıyla gerçekleştirilecek mitinge, 60 civarında sivil toplum örgütünün destek verdiğini söyledi. Karaduman, mitinge Filistin’den hükümet temsilcilerini de davet ettiklerini, onların katılamamaları halinde Filistin hükümetinin görevlendirdiği yurt dışı temsilciliklerden bir görevlinin katılacağını belirtti.
Mitingde Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un konuşacağını ifade eden Karaduman, hedeflerinin Çağlayan Meydanı’nda bir milyon kişiyi aşmak olduğunu vurguladı.
Karaduman, “Tüm siyasi partileri, meslek odalarını, sivil toplum kuruluşlarını ve resmi kuruluşları mitinge katılmaya çağırıyoruz. Gelin bu mitinge katılarak Filistin’e destek verelim. İsrail, saldırılarına karşı dünyadan hiçbir ses gelmeyince daha çok vuruyor. Hep beraber İsrail’i protesto edelim, onları uyaralım” dedi.
Mitingin Arap televizyon kanalları El Cezire ve El Arabi tarafından canlı yayımlanacağını kaydeden Karaduman, mitingin saat 12.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirileceğini kaydetti.
AA
Çeçen komutan ölüme gönderilecek mi?
Çeçenistan ordusunda komutanlık yapan İmran Abdülazimov'un pasaport işlemlerinin tamamlandığı ve Rusya'ya iadesi için İçişleri Bakan'ı Beşir Atalay'dan talimat beklendiği öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre şu an İstanbul Kumkapı Yabancılar Şube Müdürlüğü'nde bekletilen Çeçen komutan İmran Abdülazimov'un tüm işlemleri tamamlanıp; Ankara'dan talimat bekleniyor.
Hatırlanacağı üzere Çeçen Komutan geçtiğimiz günlerde Rusya'ya iade edilmek üzere Atatürk havalimanına getirilmişti.
Orada eşi ve çocuklarını görünce pasaportunu yırtmış ve Rusya'ya iadesini bu şekilde engellemişti.
Çeçen Komutanı görmeye gelen eşi ve çocukları gözyaşına boğulmuş ve 17 yaşındaki kızı Milana, Başbakan Erdoğan'a seslenerek
“Tayyip amca ne olur babamı Ruslar'a teslim etmeyin. Çünkü onu öldürecekler” demişti.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın, şimdi Çeçen Komutan'ın Ruslara teslim edilip edilmeyeceği konusunda vereceği karar merakla bekleniyor.
Kaynak:8sutun.com
Okumanızı Tavsiye Ederim Arkadaslar!
İsrail ve canımı sıkan bir ayet
Mehmet Ali BULUT
İsrail, yine yapacağını yaptı.
Kim sayesinde?
Basiretsiz, ahmak ‘müslümanlar(?)’ sayesinde…
Meğerse İsrail bu saldırıyı çok önceden planlamış.
Öyle dessas, öyle sinsi ve öyle akıllıca ki Türkiye’yi bile ters köşeye yatırdı. Mamafih Türkiye zaten 80 yıldır İslam dünyasını ters köşeye yatırmış ya o ayrı bahis..
Adam utanmadan gelip, Türkiye ile barış görüşmeleri yapıyor ve aynı saatlerde, ordusu, füzelerinin uçlarını parlatıyor.
Düşünebiliyor musunuz?
İşte ‘siyonist siyaset’ böyle bir şey.
Suret-i Hak’tan görünerek, ihanet!
Münafıklık kavramını icat
Beni asıl kahreden İslam dünyasının tutumu!
Mısır, İran’ın bölgede siyasi güç elde etmek için Hamas’ı kullandığını söylüyor. Yani ‘barışı bozduran İran’dır’ demeye getiriyor.
Hamas’ın ahmakça diklenmesine bakılırsa iddia pek de mesnetsiz değil gibi.
Peki İran bunu yapıyor de Arap ne yapıyor?
Arab’ın pek de umurunda değil.
Siyah petrolden gelen dolarları, müşeyyed binalarda, sarışın kızların kucağında köpürtmekle meşguller.
Yoksa çoktan bu iş halledilirdi.
Hiç birisi İsrail ile alışverişlerini bile kesmediler.
Paralarını Amerika’daki Yahudi bankalarında tutmaya devam ettiler ve ediyorlar.
Dubai’nin ana patronları da Yahudiler…
Televizyonlara bakarsanız en çok şamatayı da Araplar yapıyor.
Ama boş.
Ya biz Türkler, çok mu farklıyız?
Laikliğimiz vicdanımızı bile selbetmiş!
Orada acı içinde ölenler Müslümanlar olduğuna göre Laik TC’yi ne ilgilendirsin ki!
Biz zannediyoruz ki sessiz kalırsak, sıra bize gelmez!
Filistinliler de feryatlarının muhatapsız olduğunu biliyorlar ama ne yapsınlar.
Ezilen, horlanan, yıkılan kendileri ve vatanları…
Ne yazık ki nefsi müdafaa yapmasını bile bilmiyorlar…
Yahut başlarına getirdiklerinin çoğu, aynı zamanda karşı tarafın hizmetkarları!
Televizyonda o kanlı sahneleri, İsrail’in pervasızlığını, Filistin’den yanaymış gibi görünen bir takım boş boğazların laf kalabalıklarını, İslam yurtlarının en hatırı sayılır devleti Türkiye’nin ve Başbakanı’nın düşürüldüğü onur kırıcı hali görünce, içim yandı.
Öteden beri okudukça ürperdiğim, canımı sıkan o ayet aklıma geldi:
‘Asa rabbukum en yarhamekum!’ (Buna rağmen belki de Rab size acır!)
Bunda canını sıkacak ne var diyeceksiniz.
Anlatayım.
Bu ayet, İsra suresinin 8. ayeti. Hani şu, Hz. Peygamber’in, Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya getirilip oradan Mirac’a yükseltildiğini açıklayan ayetle başlayan sure.
Dileyen açıp baksın.
Surenin ilk ayeti, belirttiğim gibi Hz. Muhammed(asv)in Kudüs’e yaptığı gece yolculuğunu anlatır.
Fakat, tuhaftır, normalde insan zihni, hadisenin sonrasının anlatılmasını beklerken, birden bire konu değişir ve adeta, Cenab-ı Hak, ‘Mescid-i Aksa demişken, gelin size onun etrafında kopacak hadiseleri de haber vereyim’ der gibi, “Biz Musa’ya kitap verdik ve dedik ki (Amerika dahil) benden başkasını vekil edinmeyin”
İnsan yine kendi kendine, bekliyor ki Kur’an İsrail oğullarının macerasını anlatacak.
Ama yine olmuyor.
Zihin Hz. Musa’nın kıssasının anlatılmasını beklerken, bu kere de Kur’an, hiç akla gelmeyecek bir yöntemle Nuh’un zürriyeti’nden gelenlere sesleniyor ve “siz nankörlük etmeyin” diyor!
Sonra Kur’an yeniden konuya dönüyor ve İsrail oğullarının bütüncül macerasını aktarmaya başlıyor.
Bugünkü tarihinden sonra olacakları da tabii…
İşte canımı sıkan o mübarek ayet, bu sürecin sonunda zikrediliyor!
Kısaca diyor ki, “Biz İsrailoğllarına verdiğimiz kitapta, kendilerine yeryüzünde iki kere iktidar vereceğimizi, onların da bu iktidarı bir zorbalık ve bozgunculuğa dönüştüreceklerini yazdık.”
* * *
Malum, ilk İsrail iktidarı Davut peygamberle başlar.
Talut liderliğinde Calut’a (Golyat’a) karşı girişilen savaşta İsrailoğulları bölgenin zorba kavmi olan Filistinlileri yenerek (o gün taş ve sapan kullanan taraf İsrailoğullarıydı, teknolojik üstünlük Golyattaydı.
Ama Davut, Golyat’ı sapan taşıyla öldürdü.
Ne ilginç değil mi?.
Tarih tersinden tekerrür ediyor sanki) o topraklara yerleştiler.
Süleyman Mabedi’ni (bugünkü ağlama duvarı o mabede ait) inşa ettiler.
Büyüdüler, geliştiler ve muazzam teknolojilerle büyük ordular oluşturdular.
Seba melikesi Belkıs’ın tahtinin getirilmesi olaylarını hatırlayın.
Bir süre sonra azgınlıkları dört bir yana sirayet etti.
Sataşacak kimse kalmayınca birbirlerine düştüler.
Devlet kuzey ve güney İsrail diye ikiyle ayrıldı.
Tabii bozgunculuk yapmakta boş durmadılar.
Amalikalılarla savaşıp dururken, dönemin Amerikası olan Babil (Güney Irak) kralı Nebukadnezar, ordusuyla gelip Kuzey İsrail’i tar umar etti ve Süleyman Mabedini yıktı.
Halkını zincire vurup Babil’e götürdü.
Ardından Ninova (Kuzey Irak) hükümdarı güney İsrail’e saldırdı ve o da onu haritadan sildi. Halkını da köleler edinip getirdi ve Kuzey Irak’a yerleştirdi.
Tevrat’ın Ester bahsi, onların macerasını anlatır.
Böylece ilk iktidarları feci ve kanlı bir şekilde sona erdi.
* * *
Şimdi tekrar İsra suresine dönelim ve Kur’an’ın bu hadiseleri nasıl aktardığını görelim:
“Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz.
Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı (yani Babillileri ve Ninovalıları = yani Iraklıları) üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar.
Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti” ‘İsra, 4-5)
* * *
Şimdi gelelim Körfez savaşına ve Irak’ın işgal edilmesine!
Bu da mı Kur’an’da var diyeceksiniz biliyorum ama, var.
Şimdi, 2 bin 600 yıl önce İsrail’i yıkanların Iraklılar olduğu (Ninova-Babil) gerçeğini göz önüne alarak şu ayeti okuyun:
“Sonra onlara (devletinizi yıkanlara) karşı size RÖVANŞ (kerre) hakkı verdik. Sizi servet, mal ve (yeryüzüne dağılmış) çocuklarınızla (Siyonist diyaspora, masonlar, roteryenler, lionslar, bnaberinler, ticari örgütlenmeler, sayısız gizli stklar, neoconlar, tapınak şövalyeleri vesaire vesaire…) destekledik.
Sizi sayıca da çoğalttık”
(Bu ayet, İsra Suresi’nin 5. ayeti. Kur’an, ‘Sizi sayıca çoğalttık’ diye tercüme ettiğim kelimeyi ‘nefîra’ diye kullanır.
Evet ‘nefira’ kelimesi hem ‘neferler, fertler’ demektir, hem de ‘aşırı nefret’ demektir.
Bu demek oluyor ki,”Ey İsrailoğlları siz çoğalıp fesat ve vahşetinizi çoğalttıkça ben de size nefreti çoğaltacağım.
Herkesin sizden nefret etmesine sebep olacak işler yapacaksınız!”)
* * *
Hiç unutmuyorum, Saddam, İran’la yaptığı 8 yıllık savaş’ın ardından böbürlenip ‘Bizim köklerimiz Babil’e dayanır.
Biz 2 bin 500 yıllık bir medeniyetin kalıntılarıyız” cinsinden sözler sarf etmişti.
Ben o sözleri duyunca “eyvah” demiştim, “demek ki intikam zamanı yaklaştı!”. 2 sene sürmedi. Amerik’a, Saddam’ı bahane edip Iraklılar’ın tepesine bindi.
(Şah da 79’larda ‘biz Perslere dayanıyoruz’ demişti.
Bizimkilerin de kökleri ta Hititlere kadar çıkmıştı ya bir ara.
Tek, Müslüman olmasınlar da ne olursa olsunlar!)
Nebukadnezar işgaliyle Kudüs’ün mabetleri yıkıldığı, kütüphaneleri yakıldığı, evlerinin içine girildiği, kadınlarının ırzına geçildiği, insanlar hunharca telef edildiği gibi Iraklıların mabetleri yıkıldı, kütüphaneleri yakıldı, kadınları aşağılandı ve halkı insan değilmiş gibi telef edildi…
Tarih ve diplomasinin dilini okumayı bilmeyenler bunun bir petrol savaşı olduğunu sandılar. Bir hatırlayın bakalım bu savaş niçin başlatılmıştı.
Hani uzun menzilli silahlar vardı Saddam Irak’ında.
Hani, toplu imha silahları vardı.
Hani nükleer başlıklı füzeler vardı…
Hiç biri çıkmadı.
Zaten olmadığını onlar da biliyorlardı.
Ama mukadderat böyle tecelli edecekti.
Ve iş gelip İsrail oğullarına dayanacaktı.
Nitekim herkes biliyor ki Ortadoğu’da huzur yoksa bunun baş müsebbibi İsrail’dir.
Çünkü bütün bu vahşetlerin mimarı Siyonist İsrail’dir ki bu zulüm ve işkencelerle bir yandan gücünü gösteriyor fakat aynı zamanda akıbetini hazırlıyor.
Altıncı ayet, İsrail oğullarını açık bir şekilde ‘barış’a çağırıyor.
Ve diyor ki: “(Bütün bu taşkınlık ve bozgunculuğunuza rağmen) eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir”
Eğer benim çevresini mübarek kıldığım Kudüs’ün etrafında, barışı tehdit etmeye devam eder ve huzuru bozarsanız.
İkinci ve son vadimi gerçekleştiririm.
Son vaad (ahiret) geldiği zaman, (yine Babil ve Ninovalılar gibi öyle güçlü kullar göndeririz ki) yüzlerinizi daha da 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'
İşte Kur’an’ın ifadesiyle İsrail’i bekleyen akibet!
Ama canımı sıkan ayet, bu akibetin olmayabileceğini hatırlatıyor!
Bir hadis’te, Yahudiler zulüm ve bozgunculukta o kadar pervasız ve o kadar insafsız hale gelecekler ki sonunda Allahın vadi gelecek.
O zaman geldiğinde, taşlar bile arkasında saklanan Yahudiyi ele verecek, deniliyor.
Kabbalacılar da bunu kabul ediyor ve ona son savaş anlamına Armageddon diyorlar. Sonun başlangıcı için de en geç 2012 tarihini veriyorlar.
Kur’andaki ‘güçlü kullarımızı yeniden üzerinize göndeririz’ ifadesinde adı geçen ‘güçlü kulların’ da Hz. ‘Nuh’un çocukları’ diye bilinen Türkler olduğunu da biliyorlar.
Önünde sonunda Türkiye’nin İsrail’e müdahale edeceğini bildikleri için de sürekli Türkiye’yi, ‘koltuk altında’ tutmaya çalışıyorlar.
Amerika’nın ve Avrupa’nın marifetiyle tabii…
(Bakın Tevratın Şifresi kitabı)
Kabalacı siyonistler o savaşta tar u mar olacaklarını biliyorlar.
İsrail’de taş üstünde taş kalmayacağını da biliyorlar.
Ama elde ettikleri teknoloji ile o savaşın öncesindeki sebeplere müdahale ederek neticeyi değiştirmeye çalışıyorlar.
Peki ön sebepleri değiştirerek sonucu değiştirmek mümkün mü?
Evet mümkün.
İşte korkuyorum ki, bunu başaracaklar ve zulümleri yanlarına kar kalacak.
İslam dünyası’nın bu vurdumduymazlığı, bu izzetsizliği, bu müptezel çaresizliği, kader-i ilahiye ‘bu müslümanlar her şeye müstahak’ dedirtecek fetvayı verdirecek diye korkuyorum.
Zira mukadderat, özellikle de insan iradesine taalluk eden mukadderat, her daim söylendiği gibi çıkmaz.
O mukadderatın ön koşullarının gerçekleşmesi de lazımdır ki tahakkuk etsin.
İslam ümmeti, fani ve aşağılık bir geçici ömrün telaşına düşmüş.
Rahatını bozmak istemiyor.
Kimse acıyı kendi acısı bilmiyor.
‘Vehen’ yüreklerimize çöreklenmiş.
O yüzden de hepsi birlikte hareket etse, tükürükle boğacakları 6 milyonluk bir İsrail önünde per perişanlar!
İşte şu izzetsizlik korkuyorum ki Cenab-ı İzzet’in izzetine dokunacak da daha önce İsrailoğullarında olduğu gibi “Duribet aleyhimuzzilletu vel meskenetu Ve bâu bigadabin minellah” itabına çarpılacağız, “Hadi öyleyse kahrolun gidin.
Şu zilletinizle ne haliniz varsa görün!” diyecek diye korkuyorum.
Çünkü bakın, bütün o zulüm ve vahşetleri işleyeceklerini hatırlattığı ayetlerin sonunda Cenab-ı Hak, İsrail oğullarına şöyle sesleniyor:
“Kimbilir belki de Rab yine de size merhamet eder!” (İsra 8)
Hadi bakalım sizin canınız sıkılmasın!
Mehmet Ali BULUT
mabulut@gmail.com
Kaynak: haber7.com
İsrail Türkiye'den ONAY mı aldı?
Polemik
İsrail'in Gazze saldırısının ardından AK Parti Hükümeti'ne yönelik sert eleştiriler geliyor.
Hükümet'ten somut adım atması istenirken en kritik soru da soruldu: "Saldırıdan haberiniz var mıydı?"
Saadet Partisi Konya İl Başkanı Av. Veli Tolu bir basın toplantısı düzenleyerek İsrail'in Gazze saldırısını kınadı.
Gazze'ye yönelik soykırım yapıldığını söyleyen Tolu, "Bugün yakın tarinin en acı günlerinden birini daha yapışoruz" dedi.
İsrail için "Avrupa ve ABD'nin gayri meşru çocuğu" benzetmesinde bulunan Tolu, İsrail saldırılarında 300 Filistinli'nin hayatını kaybettiğini hatırlattı ve "Bu zulüm 50 yıldır devam ediyor" diye konuştu.
ZULMÜ SADECE TÜRKİYE ÖNLEYEBİLİR
İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını sadece Türrkiye'nin durdurabileceğini söyeyen Tolu, "İki hafta önce Mısır ve İsrail bir anlaşma imzaladılar.
Böylece İsrail'in Gazze'ye yapacağı saldırı için Mısır'ın sessiz kalması garanti altına alındı.
İsrail Başbakanı Olmert bu görüşmenin ardından hafta başında Türkiye’ye gelerek Başbakan Erdoğan ile de 6 saat süren bir görüşme yaptı.
Diplomasi tarihi böylesine uzun bir görüşmeyi yazmaz.
Ancak bu gün anlaşılıyor ki bu ziyarette çok uzun mütalaalar yapılmış ve Türkiye’nin bu katliama sessiz kalması sağlanmıştır."
TÜRKİYE SİLKİNSE İSLAM ALEMİ AYAĞA KALKAR
"İsrail biliyor ki; Türkiye bir silkinse bütün İslam âlemi ayağa kalkar." diyen Tolu, "Ziyaretin etkisiyle olsa gerek Başbakan Filistin’de yapılan katliama soykırım diyeceğine 'İsrail’in yaptığı Türkiye’ye yapılmış bir saygısızlıktır' diyerek buna üzüldüğünü söylemekle yetinmiş ve İsrail’i kınamaktan bile kaçınmıştır.
Sayın Başbakan'ın olaya bakış açısı kullanmış olduğu dile açıkça yansımıştır.
Sayın Başbakan İsrail'in yaptığı bu işe operasyon diyor ama saldırı diyemiyor.
(İsrail'in karşısında bir terör örgütü mü var ki operasyon deniyor) 300 can kaybı varken Sayın Başbakan buna saygısızlık diyor ama katliam diyemiyor.
(Türkiye İsrail arasında bir anlaşmamı var ki bu anlaşmaya aykırılıktan doğan bir saygısızlık olsun)" ifadelerinde bulundu.
8 SUTUN
"Gazze İsrail'e boyun eğmeyecek"

Gazze Şeridi'ndeki Hamas hükümetinin başbakanı İsmail Haniye, Gazze'nin, İsrail'e asla boyun eğmeyeceğini ifade etti.
İsrail'in Gazze'ye hava saldırılarından sonra Hamas'ın internet sitesinde mesaj yayınlayan Haniye, İsrail Gazze'ye ne kadar kuvvet uygularsa uygulasın topraklarını terketmeyeceklerini, teslim bayrağı çekmeyeceklerini, Allah'tan başka kimsenin önünde diz çökmeyeceklerini kaydetti.
Gazze'de her yerin kan gölüne döndüğünü, her ev ve sokakta şehitler ve yaralılar olduğunu belirten Haniye, mesajını şöyle tamamladı:
"Gazze kana bulandı.
Daha fazla şehit ve yaralılar olabilir, ancak Gazze asla parçalanmayacak ve teslim olmayacak."
Kaynak: cnnturk.com
Bush Irak'ta Hak ettiği Şekilde Karşılandı!!!
Sürpriz şekilde Irak'a gelen ABD Başkanı Bush'a, Irak başbakanı ile birlikte açıklama yaptığı sırada ayakkabısını fırlatan Iraklı gazetecinin, daha önce ülkede barınan silahlı gruplarca kaçırıldığı ortaya çıktı.
Bu akşam saatlerinde meydana gelen olay, başkent Bağdat'ın en sıkı korunan bölgesi Green Zone'daki başbakanlık konutunda gerçekleşti.
Amerikan Başkanı'na iki ayakkabısını da fırlatan Muntasır El-Zeydi isimli Iraklı gazetecinin, ülke genelinde yayın yapan bağımsız yayın organlarından El-Bağdadiye isimli televizyon adına çalışan siyasi muhabir olduğu belirtildi.
Olay sırasında Bush'a "küfür" içerikli sözler sarf ettiği iddia edilen El-Zeydi'nin, birkaç ay önce ülkede barınan terör örgütü unsurlarınca kaçırıldığı, fidye karşılığında da serbest bırakıldığı ortaya çıktı.

El-Zeydi, bu akşam saatlerinde başbakanlıkta düzenlene toplantı sırasında Amerikan Başkanı'na iki ayakkabısını da fırlatmıştı.
Bush, bu saldırıdan ani refleksle kurtulmuştu. Irak'ta bir başkasına terlik, ayakkabı ya da çamur fırlatmak, ağır hakaret ve aşağılama niteliği taşıyor.
Kaynak:Netgazete

