
“Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür.
Adem aleyhisselam ogün yaratulmış, ogün cennete konulmuş, ogün cennetten çıkarılmıştır.
Kıyamet’de ancak Cuma gününde kopacaktır.”
(Müslim ve Tirmizi’den alınmıştır.)
HAYIRLI CUMALAR DİLEĞİYLE..
Mustafa Necati BURSALI' dan bir dua...

Lütfunla nazar kıl, aman Ya Rabbi,
Geldi çattı ahir zaman Ya Rabbi !
Şimdi müslümanlar muzdarip bir kuş,
İblis´in fitnesi yaman Ya Rabbi !
Bu hicran gecesi, bu gurbet nedir!
Sardı afakımı duman Ya Rabbi!…
Bize acı, bize merhamet buyur,
Sönmesin yürekte iman Ya Rabbi !
Kapıdan dur etme, Habibin için,
Sendedir af ile ferman Ya Rabbi !
Kalbe koy, yoldaş et, kerem nurunu,
Derdimiz bitmiyor derman Ya Rabbi !
Sabır, sebat yitti nice zamandır,
Yok artık bir Şah-ı Merdan Ya Rabbi !
Ayırma bizleri nurlu yolundan,
Rasul-ü Ekrem´in bir an Ya Rabbi !
O ki, alemde tek Serverdir bize,
O´nu övmededir Kur´an Ya Rabbi !
Bastığı toprakta gül demet demet,
Bu ne türlü rahmet, ne şan Ya Rabbi !
Nebiyy-i Zişanın gül hatırına,
Sen ölü kalblere ver can Ya Rabbi !
Rahmet, bağış, kerem diler gece gün,
Edirne, İstanbul, Muş, Van Ya Rabbi !
Mülk Senin, Tek Sultan, Tek Halık Sensin,
Nur bekler hep gül, erguvan Ya Rabbi !
Mustafa Necati BURSALI
Salih Bir Kul
Bir salih kul bir mahalleye gelecek afeti önler.
Bir veli bir diyarda bulunursa oranın her türlü afetten masun kalacağı bildirilmiştir.

Bir salih kul bir mahalleye gelecek afeti önler.
Bir veli bir diyarda bulunursa oranın her türlü afetten masun kalacağı
bildirilmiştir.
Her zehrin bir panzehiri vardır...
Her Musa'nın bir Firavun'u,
her Firavun'un karşısında bir Musa vardır.
Allah ve Resul yolunda bulunan bir mü'min bir mahallede bir cemiyette bulunursa kendinin bilmediği ve haberi olmadığı halde ne büyük iş yaptığını kimse bilemez.
Kendisi dahi...
Herkes uyurken kıyamda, secdeye kapanmış bir mü'minin ne büyük bir iyilik ve iş yaptığının kimse farkında değildir...
Gece yansı (LÂ İLAHE İLLALLAH) diyen bir insanın bu haykırışının bütün dünyaya faidesi vardır.
Haşyetullâh'dan secdede gece vakti gözünden yaş gelen bir mü'minin yaptığı işin ve beşeriyet için faidesini anlayacak çok az insan vardır.
Daima abdestli bulunan bir mü'minin cemiyette diğer küfür içinde bulunan, sapmış insanlara ne büyük iyilik yaptığını anlamak her insana nasip değildir.
Allah'ın kulların ibadetine ihtiyacı yok...
Onlara küfür içinde bulunanlara, sapmışlara rahmetini böyle vasıta ile gönderir...
(LÂ İLAHE İLLALLAH) ve (ALLAH) diyen kalmadıktan sonra ancak kıyamet kopar.
Bugünkü dünyada hakiki bir velinin bir kıt'ayı her türlü afetten kurtardığını ancak veli olan bilir...
Bu kulları kimse bilemez.
Hakkın perdesi altında gizlidirler.
(Hadisi Kudsi)...
Hakiki alim bir velinin dünyadan çekilişi bir kavmin mahvolmasından daha büyük kayıptır.
Bir küfür diyannda gece namazı kılıp göz yaşı döken hakiki bir kul Resul-ü Ekrem'in vazifesini deruhte etmiş olur.
Hakkıyla Cuma namazı kılınan bir diyarda oranın seyyiatı hemen yok olur.
Gür bir sesle okunan ve gözyaşı ile süslenen bir sabah ezanı bütün o memleketi temizler.
Şirk içinde hayır, hayrın içinde şirk gizlidir.
Ramazandan başka günlerde oruçlu bir kimse bulunduğu mıntıkanın rızk ve bereketini haberi olmadan Hakka dua etmiş olur.
Gök kubbesi böyle insanlar hürmetine duruyor.
Yoksa sonu gelir.
(Hadisi Şerif)dir.
Hac süresinde:
Allah bazı insanların şerrini diğer bazısı ile defetmeseydi, içlerinde Allah adı çok anılan manastırlar, havralar, kiliseler, mescitler muhakkak yıkılıp giderdi...
Bu âyeti kerime çok büyük bir hakikati haykırmakta ve bildirmektedir.
Kimse bunun farkında değildir.
NOT: Yukarıdaki Yazı Münir Derman'ın " Yazılmamış sırların ilki, yazılacak sırların sonu" isimli kitabından alınmıştır.
( erol buulkem@gmail.com )
Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL
BAŞLANGIÇ HARFLERİ (el-hurûfu’l-mukattaa)
Elif-Lâm-Mîm
Yâ-Sîn
Tâ-Hâ
Bazı surelerin başında bir veya başka harfin birleşmesinden meydana gelen kesikli harflere “El-Hurufu’l-Mukatta’a” denir.
Surelerin bazısının bu şekilde başlayışı İslamın başlangıcından beri müslüman alimleri meşgul ettiği gibi, sonraki dönemde şark ve garb alimlerinin çalışma ve araştırmalarına konu olmuştur.
Bütün alimler bu harflerin müteşabih lafızlardan olduğunda ittifak halindedirler.
Bu harfler Kur’an-ı Kerim’in 27’si Mekki 2’si (Bakara, Al-i İmran) Medeni olmak üzere 29 suresinin başında bulunmaktadır.
Tamamı 14 çeşit harften meydana gelmiştir. Sure başlarında tek, iki, üç, dört ve beş harfli olmak üzere 13 değişik halde görülürler.
Harf sayılarına göre şu örnekleri verelim:
1)
Tek harfli:
Sâd (Sad) Kâf (Kaf) Nûn (Kalem)
2)
İki harfli:
Tâ-Sîn. (Neml) Yâ-Sîn (Yasin) Hâ-Mîm (Mü’min, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Hâ (Taha)
3)
Üç harfli:
Elif-Lâm-Mîm.
(Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Elif-Lâm-Ra. (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Tâ-Sîn-Mîm. (Kasas, Şuara)
4)
Dört harfli:
Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (A’raf) Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Ra’d)
5)
Beş harfli:
Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. (Meryem) Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf (Şura)
Hurufu Mukatta’alar, bir kelime gibi yazıldığı halde, ayrı ayrı harflerinin isimleri sayılarak okunurlar.
Yalnız her biri birer isim sayıldığından cer, nasb ve raf halinde okunabileceğine dair görüşler vardır.
Ayrıca i’rab alametlerine dikkat edilmeksizin vakf halinde de okunabilirler.
Başlangıçta harflerinin tam bir ayet olup olmadığı ihtilaflı olmakla birlikte, tercih edilen görüş, bunların ayet olmayıp, kendilerini izleyen ayetin bir bölümü olmalarıdır.
Basralılar hiçbirini tam ayet olarak kabul etmezken, Kufeliler, Elif-Lâm-Mîm. (Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Hâ-Mîm (Mü’min, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Sîn-Mîm. (Kasas, Şuara) Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (A’raf) Yâ-Sîn (Yasin) Tâ-Hâ (Taha) Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. (Meryem) müstakil bir ayet, Sâd (Sad) Kâf (Kaf) Nûn (Kalem) Tâ-Sîn. (Neml) Elif-Lâm-Ra. (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Ra’d) bir ayetin cüzü kabul ederler.
Zemahşeri, meseleyi kıyasi değil, tevkifi bir ilim olarak ele alır.
Hurufu Mukatta’a hakkında başlangıçtan beri öne sürülen fikirleri iki grupta toplamak mümkündür.
1)
Bu harfler Kur’an’ın esrarındandır, manasını ve muradını Allah bilir.
Ebu Bekir, İbn Abbas, İbn Mes’ud ve Hulefa-i Raşidin’e dayandırılan rivayetler, bu harflerin sırlı ve gizli bir ilim olduğunu vurgulamaktadır.
2)
Bu harfler müteşabih ayetler grubuna girmektedir.
Müteşabihlerin de üzerinde durulup, düşünülüp te’vil edilmesi gerekir.
İlimde derinleşen alimler bu tevili gerçekleştirebilirler.
Mütekellimler bu görüşü savunmaktadır.
Belirtilen görüşten hareketle, Hurufu Mukatta’a hakkında öne sürülen fikir ve değerlendirmeleri şu şekilde sıralamak yerinde olur:
1)
Halil b. Ahmed ve Sibeveyh’e göre bu harfler surelerin isimleridir.
Hangi surenin başında gelmişse o surenin ismini belirlemiştir.
2)
İbn Abbas’a göre bu harflerin her biri Allah’ın isimlerinden veya sıfatlarından birine delalet ettiği gibi, Allah’tan başka isimlere de delalet eder. Mesela “Elif-Lam-Mim”deki “Elif” Allah’a, “Lam” Latif sıfatına, “Mim” de Mecid ve benzeri sıfatlara delalet etmektedir.
Yine burada “Elif” Allah’a, “Lam” Cebrail’e, “Mim” ise Muhammed’e işaret etmektedir.
3)
Bu harfler Allah’ın ismi A’zamı’dır.
4)
Kelbi, Süddi ve Katade’ye göre bu harfler Kur’an’ın isimleridir.
5)
Ahfeş’e göre bu harflerle Allah yemin etmektedir.
6)
Ferra, Kutrub ve Müberred’e göre bunlar münferit harflerdir, gayesi müşriklerin ilgi ve dikkatini çekmektir, onlara meydan okumaktır.
7)
Birer tenbih edatıdır.
8)
Bazı cümel hesapları ve bir kısım olayların istihracına yardımcı olan hususlardır.
Belirtilen görüşlerden anlaşılıyor ki, bu konuda açık ve kesin neticelere ulaşılmamıştır.
Harfler hakkında geçmişte ve halde bir çok şeyler söylenmiş, gelecekte de pek çok şeyler söylenecektir.
Ortaya atılan görüşler bazı yönlerden akla uygun geliyorsa da hemen hemen hepsinin tenkide açık yönleri bulunmaktadır.
Rasulullah da bu hususta bir şey söylemediğine göre, bu konuda bizlere düşen şey, Hurufu Mukatta’a’nın Allah ile Rasulü arasında bir şifre olduğunu söylemekten ibarettir.
Yunus Suresi, 57

Ey insanlar!
Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Yunus Suresi, 57
Hud suresi 104-108

104.
Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
105.
O geldiği gün Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz.
Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.

106.
Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.

107.
Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır.
Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.

108.
Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler.
Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır.
Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.
B sırrı

BİSMİLLÂH’ tır Kur’an’ın kilidinin şifresi !
Formülünün VELÎ’ ye âittir deşifresi !
Tüm sırları yok olur ! Kur’an çevrilse eğer !
Kitab’ı bilir ! ‘“Kitab bilgisine sâhib er”’
‘BERÂ’E Sûresinin başında yok BİSMİLLÂH !
‘B’ harfiyle başlayan birtek sûre bu billâh !
Demek ki ‘B’ harfiymiş ! BİSMİLLÂH’ın şifresi !
‘B’ bilinmeden hayâl !Formülün deşifresi !
BERÂ’e sûresinin ‘TEVBE’ öteki adı !
RESÛL bunu tebliğe bak ÂLÎ’yi yolladı !
ÂLÎ’yi seçmesinin hikmeti derin gayet !
‘“Emâneti ehline veriniz”’ diyor âyet !
RESÛL istedi, buna herkesin aklı ere !
ÂLÎ gidip sûreyi okudu kâfirlere !
BERÂ’e ‘Son uyarı’ demek ! ‘And’ı bozana !
Hâinse, evlâdını affetmez baba,ana !
İlk bu sûreyle KÂBE,kâfire yasaklandı !
Unutmuşlar idi ilk atalarına andı !
Öteki adı TEVBE, demektir ! Tevbeedin!
‘“Fıtratınıza and”’ı hatırlayın ! Budur dîn !
‘B’ ile başlamakta Tevrât da ! Baksana be !
ALLAH’ın, RÂHÎM OLAN ERRAHMÂN ismidir ! ‘B !’
İşte bu ! BİSMİLLÂH’ın hakîkî çevirisi !
Bilir ! ‘“Kitabilminesâhibolanbirisi !”’
İSMİLLÂH, ‘A’ ile ‘S’ ! BİSMİLLÂH, ‘B’ ile ‘S!’
‘B’ gelince kaybolur‘A’ ! Çok mühim hâdise !
‘A’ bir’dir ! Yâni ALLAH ! ‘B’ iki ! Yansımış bir !
HAK, ‘“Gayb”’ olur gelince temsilcisi ! Çek tekbir !
Yâni temsilcisiyle, HAK perdeler kendini !
Temsilci, futratı’ıdır ! İşte bu, ‘“HANÎF DÎN”’i !
Perdeyi açıp tapmak ! Haddi değil kimsenin !
Temsilciye tapmazsan !İblîs’tir adın senin !
‘B’, BÂ diye okunur ! ‘ALLAH’sızçıkmaz sesi !
Zîrâ her an ‘A’ üfler ‘B’ye hayât nefesi !
‘B’den hemen sonra bak ‘S’ gelir BESMELEDE !
‘S’, SİN okunur ! Sen de MUHAMMED’e ‘“YA SİN”’de !
Zîrâ HAK MUHAMMED’i çağırır ‘“Ey S”’ diye !
‘“YASİN”’ sûresidir bak ! Ölüye ilk hediye !
Ölene, ‘anne’ adı ile verilir telkin !
Zîrâ ona MUHAMMED, anne olmuştur ilkin !
Toprak rahmindekine, ‘“RAHÎM”’ şefâat eder !
‘Ey Toprakbabası B !’ Sen‘ÂLÎ’sin !‘Affet !’ Der !
‘“ALLAH’ın fıtratı”’dır, ERRAHMÂNİRRAHÎM bil !
MUHAMMED ÂLÎayna ! O fıtrata mukabil !
Bu ‘ikiz zâtı’ ile, HAK her şeyi etti halk !
Kâlbinde saklıdır O ! Onu bul ! Kabrinden kalk !
Ölüm ile kalkarsan bedeninde sen eğer,
RABB’ini görüp dersin : ‘Fıtratımmış o meğer !’
Kendifıtratını kul, kendisibulabilir !
Hangi hayâtta kalkar ölü ! Yalnız HAK bilir !
‘“HAKK’ınfıtratı”’ da HAK ! Ezelîdir HAK gibi !
Anayasası ile ayni ! Yasa sâhibi !
‘“Buyüzdenhiçdeğişmezne yasası ! Nekendi !”’
Hep nokta yazan kalem ! Ne mürekkep tükendi !
Arapça da nokta ‘B !’ÂLÎ “NOKTA BENİM” der !
İki ‘A’ kesişirse, merkezi nokta eder !
Yâni ALLAH yansırsa kendine, ÂLÎ çıkar !
İblîs, ALLAH’ı tasdik ! Âdem'i eder inkâr !
‘“Benden veyâ RAHMÂN’daniste ! Farkyok”’ der ALLAH !
RAHMÂN HAKK’ınsûreti ! Mâdem yok iki İLÂH !
Fıtratıyirmi dokuz ismindenibârettir !
Kendi isminibulda !Kâlbdetecelliettir !
Her harf, bir yüce zâtın HAK ismi için remiz !
Bunlarla yönetilir âlemde herküremiz !
Her ismini yansıtan, yansıyan gibi eşsiz !
Ona MUHAMMED ÂLÎdeyip secde ediniz !
O İblîs gibi deme ! ‘“Secde ALLAH’a mahsus !”’
Ya Âdem’i bil ! Konuş ! Ya dabilmiyorsansus !
‘“Arş”’a ALLAH değil de !‘“RAHMÂN oturdu !”’ Niçin ?
‘“ALLAH dağa inince, dağ toz olduğu”’ için !
Bu yüzden ‘“Yer ve göğü RAHMÂN yaratabildi !”’
‘“Âlemin aslı fıtrat ! İBRÂHİM bunu bildi !”’
Her yerde olan ALLAH, ne diye dağa insin ?
HAKK’ın yüzü ERRAHMÂN, mümkün mü arşa binsin ?
ALLAH inmez ! Kaldırır o perdesini bir an !
Atomları sıfırlar hemen ! Sessiz haykıran !
RAHMÂN inemez ! HAK’tan ayrılamaz fıtratı !
Zîrâ RAHMÂN’dır HAKK’ın görünen ilk suratı !
‘“RAHMÂN istivâeder !”’ O mıknatıslar kutbu !
Bir şeyi ekseninden ses emrine almak bu !
Merkez noktasından O, terâziler her cismi !
Müsavi tartma demek ‘“İstivâetme”’ ismi !
‘“İstivâ”’ hattı, merkez ! ‘“Herşeyinbâkîyüzü!”’
RAHMÂN’a bağlı yâni cismin RÛH denen özü !
RAHMÂN sonsuz titreşir ! Ses ve Radyasyon evi !
RAHÎM onu boşaltıp, sâkin kılar bu devi !
Toprak hattı gibi O ! ‘“Sekîne”’ öbür adı !
Dişiye bundan iyi bir ad bulunamadı !
İki zıt ÂDEM vardır ! Nûr Âdem ! Toprak Âdem !
Nûr Âdem HAK’tır ! ‘“HAKK’ınsûretinde O”’ mâdem !
‘“O HAK sûreti”’çizer, “’İsimler !”’ Fıtrat, adı !
Fıtratsûretindeki, cennete konulmadı !
HAK, cennete konur mu ? Cennet onun kendisi !
‘“Âlemlererahmet O !”’ Âleminefendisi !
‘“Her şeyi HAK adına halk edip verir isim !”’
--------------------
Fıtrat’ına bürünür yâni onun her cisim !
‘“Yer ve gök bitişikken ayırır !”’ Odur ‘“FÂTIR !”’
‘“EL FÂTIR”’ ismi ile FÂTMA’yı hatırlatır !
Zîrâ FÂTMA ayırır MUHAMMED ve ÂLİ’yi !
Biri ‘“Arz”’,ötekisi ‘“Semâ”’ olur ! Ne iyi !
FÂTIMA birleştirir ayırdığını tekrâr !
HASAN HÜSEYİN doğar ! Bu fıtrat’a ver ikrâr !
HASAN RESÛL’e benzer ve ÂLÎ’ ye HÜSEYİN !
Namazda temiz giysi farz ! EHLİBEYTİ giyin !
İnsânın semâsı RÛH ! Ve bedeni ise ARZ !
Rûhu, kendine benzer yansıtana secde farz !
RÛH kâlbdeki ÂDEM’dir ! Benzer o HAK fıtrat’a !
İşte bu Âdem biner ! ‘Can’denen toprak ata !
Yâni can toprak Âdem ! RÛH ise ışık Âdem !
Temiz deniz kirliyi arıtmak ister her dem !
Çamura bulaşmış su, kendini arıtamaz !
Önce gerekir can’a oruç, zikir ve namaz !
Isınıp buhar olur ! RÛH’a yaklaştıkça can !
Birleştiğinde duyar, vuslat üstü heyecân !
İşte bu cem’dir !Cumâ günü kılınan namaz !
Kâlb ALLAH’ıncemevi ! Bu Câmiyegirenaz !
‘Cumartesi dinlendi HAK’ der ! Mûsevî güruh !
Bilmez !Cumâ üflendi toprak Âdemcanarûh !
Yâni ALLAH adına işi yüklendi ‘“Bizler!”’
Hepsi, ‘ortak özleri’ HAKK’ın emrini izler !
Besmele ‘“ON DOKUZ”’ harf ! Ayrı yaz ! Yirmi iki !
‘Yirmi iki nokta’nın, bunlar simgesi bil ki !
Nokta mâdemki ÂLÎ ! Bu noktalar ‘“ÂLİN”’dir !
Secde emri veren bu ‘“YÜCELER”’i sen indir !
‘HAK adına’ demektir çektiğin her BESMELE !
Kendini anladıysan kendini verme ele !
HAKK’ın kendinden başka yok sunacağı ihsân !
Bu ihsânı hak eder, Uluğ, hâlince insân !
ALLAH Gayb’dır ! ERRAHMÂN, ERRAHÎM’E bürünür !
HAK, MUHAMMED ÂLÎ’nin sûretinde görünür !
Bu nazmımız ALLAH’ın ‘ALTMIŞ ALTI’ sayısı !
ON MUHARREM’de verdik ! Zikret ALTI MAYIS’I !
*
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
10 M U H A R R E M 1419
ANKARA - 06 Mayıs 1998
Allah'ım! Ellerimizi bırakma!

ELLER VAR
Eller var.
Karıştırıcıdır.
Her şeyi karıştırır.
Münasebetsiz ellerdir bu eller.
Olur olmaz yere sokulur.
Girmemesi gereken yerlere girer.
Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz.
Çünkü karıştırma aşkı her şeyi kapsadığı için, bunlar arasına pislik de girer.
Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez.
"Oralarda ne arıyordun?" diyene,
"Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın"
diyene söyleyecek bir sözü yoktur.
Eller var.
Düzenleyici ve düzelticidir.
Çapak gördüğü göze yumruk olmaz.
Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır.
Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez.
Değdiğini bozmaz, düzeltir.
Düzelteceğim diye "düz" hatta "dümdüz" etmez.
Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan "ters"lerin elleri değildir.
Eller var.
Hiçbir taşın altına girmeye yanaşmaz.
Nice taşlar, kayalar, dağlar kaldırılır.
O pamuk eller arazi olmuş, ortalardan tüymüştür.
Ara ki bulasın.
Israrla o elleri arar gözleriniz, ama yok.
Sıkıntıya gelemez pamuk eller.
Fakat dağlar gibi taşları taşımaktan yorgun ve bitap düştüğü için ayağı sürçenleri, tökezleyenleri görmeye görsün bu eller.
Hemen ovuşturma vaziyetine girerler.
Utanmadan yakasına sarılır, tokatlamaya yeltenirler.
Utanmaz eller.
Taşın altına sokmaya gelince toz olan bu eller, yakaya sarılmaya gelince aslanpençesi kesilir.
Kırılası eller o eller.
Eller var.
Pamuk değil, nasır tutmuştur.
Neden olacak?
Elbet, her yarım kalmış yükün altına girdiği için.
Her hayırlı teşebbüsün ucundan tuttuğu için.
Her yükü ağıra el atığı için.
Her yolda kalmışın kolundan tutup kaldırdığı için.
Her dermanı tükenmişe derman kattığı için.
Öpülesi eller o eller.
Eller var.
Vuracağı yeri bilmez, duracağı yeri bilmez.
Kabarmış bir koltuğun elleridir bunlar.
Sürekli tokat halinde gezer.
Hiçbir şey bulamazsa, havayı tokatlar, suya yumruk atar.
El ele vermişler zincirine girip, diğer ellerle birleşmez bu eller.
Aksine birleşmiş elleri çözüp ayırır, kırıp koparır.
Kırıp koparacağı başkalarının eli tükenirse, bu kez kendi ikizine yönelir, onu kırar, ona vurur.
Eller var.
Vuracağı yeri de bilir, duracağı yeri de.
Dostu da tanır, düşmanı da.
Yalnız dosta değil, düşmana bile rahmettir o eller.
Yara sarar, ayıp örter.
Bir ananın elleri gibi, okşayacak yetim, yaşını silecek öksüz, sıvazlayacak kırık yürek arar.
Yıkılmışları yapar, dağılmışları toplar, yarımı tamamlar, tamamı kucaklar, ayrılanı birleştirir, birleşeni sıklaştırır.
Eller var.
Her önüne gelenden bir şeyler ister. Hiç işe girişmez, hep beleşe girişir.
Sürekli istemek için açılır.
Almaya bayılır, vermekten nefret eder.
Bu ellerin bildiği tek dua "Rabbena hep bana"dır.
Böyle elleri bin kez de doldursanız, bin birinciyi ister.
Hapsini de kendi cebine boşaltır.
Başka elleri de görmek gibi bir derdi yoktur.
Bencil eller bu eller.
Eller var.
Hep almaz, ama hep verir.
İddialı değildir, fakat kararlıdır.
O elleri herkes ortalarda görmez.
Muhatabının gözüne sokulmaz.
Alkışı hak edeni alkışlamaktan çekinmez, fakat kendisi alkış istemez.
Verirken görünmemek için köşe bucak saklanır.
O eller, bir Allah'tan ister, başkasından istemektense taş kesilmeyi tercih eder.
Fedakâr eller o eller.
Eller var.
Sürekli bedduaya durur.
Bedduaya duran, suizanna ayarlı, kara yüreklere bağlı eller bunlar.
Armudun sapı der, beddua eder.
Üzümün çöpü der, beddua eder.
Kusursuz kadı kızı arar, fakat kendisi pür-taksirdir.
Herkese beddua için açılan bu uğursuz eller, herkesin ellerinin kendisi için duaya kalkmasını bekler.
Bunu bulamadığında da yumruk olur, sağa sola saldırır.
Haddini bilmez, kadir bilmez eller.
Eller var.
Sürekli duaya durur.
Peygamberlerin ellerinden bir hisse kapmıştır.
Dostlarına değil sade, düşmanlarına bile duaya durur.
Sevdiği güllerin dikenleri tarafından kanatılınca, gülü kökünden sökmeye kalkışmak gibi bir cinayet işlemez bu eller.
Aksine, gülünü sevdiği için, kendini kanatsa da, dikenini de sever.
İçinde hayır olan bir yüreğe bağlı eller bunlar. İçinde umut ve sevgi olan bir yüreğe bağlı eller…
Ellerinize bakın, kendinizi tanıyın!
Zira onlar, sizin aynanızdır.
Allah'ım! Ellerimizi bırakma!
MUSTAFA İSLAMOĞLU
ÇOK ÖZLEDİK SENİ, EY RESUL!

Ne kadar da özledik seni...
Sen gittin gideli yeni Ebu Cehiller türedi, nemrutlar sardı dünyanın dört bir yanını...
Barış için savaştıklarını söyleyip oluk oluk Müslüman kanı döküldü pek çok İslam diyarında.
Nelere şahit oldu bu gözler, neler duydu bu kulaklar.
Senden sonra sevginin adını unuttu insanlık.
Kan revan içinde kaldı bütün dünya.
Müslüman’ın kanı petrol için petrolden de ucuz satıldı devrin Firavunları tarafından.
Dediler ki “Demokrasi(!) getireceğiz dünyaya.”
Öyle bir geldiler ki Asya’ya;
Asyalıyı Asyalıya kırdırdılar özgürlük adına...
Yetinmediler ve ardından senin ortadan kaldırdığın fitne ateşini, senin “Ordum” dediğin ve övdüğün milletin içine soktular.
Bu ateş, milletin içine öyle bir girdi ki;
kalktı senin iliklerimize işlettiğin kardeşlik duygusu.
Hatta yetinmediler devrin Firavunları bununla da ve kardeşi kardeşe kırdırmak için girdiler aile ocağımıza kadar.
Sanki yeminli idiler senin getirdiğin güzellikleri ortadan kaldırmaya.
Öyle bir sardılar ki ülkemizi, ülkülerimizin özüne el uzatmaya kalktı bu salip uşakları...
Gönüllerden kaldırdılar vefa duygusunu.
Yürekleri bir kırmızı et parçasından ibaret gösterdiler körpe dimağlara...
Ve ardından, mankurtlar türettiler memleketin her yerinde...
Ne kadar kutsaliyetimiz varsa, bu türettikleri mankurtlarla saldırdılar bütün mukaddes değerlere...
Ve yeni ufuklara doğru kanat çırpma ülküsüne kenetlenmek üzere olan bir millet, yeniden yeni kaosların içinde kaldı bu yeni çağda...
Gel ey Muhammed(SAV)! Yetiş, Sina Çölünde Yavuz’a yetiştiğin gibi...
Aşalım çölleri, ulaşalım zümrüd-ü memlekete.
Tut yine elimizden, Bizans surlarına üç hilalli sancağı diken Ulubatlı Hasan’ın elinden tuttuğun gibi...
Sırtımızı sıvazla, tıpkı Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın muhteşem ordusunu teftiş ederken onun sırtını sıvazladığın gibi...
Yine sesimize kulak ver, Çanakkale’de
“Yetiş Ya Muhammed Kitabın elden gidiyor!”
diye bağıran 1. tabur komutanı binbaşı Lütfi’nin imdadına yetişip sesine kulak verdiğin gibi...
Ya Rasulullah!
Biz seni de senin insanlığa sunduğun muştuları da çok ama çok özledik.
Gel yine, Miraç’tan gelir gibi, Hac’dan döner gibi gel ve insanlığa yeniden insanlığını hatırlat.
Yazarı : Alıntı : Gazi Karabulut /antisiyonizm.com
Kandilimiz Mübarek Olsun..

Muhterem Müminler
Allah-u Teala’nın rahmet deryalarının coştuğu, af ve mağfiretinin sağanak sağanak yağdığı, feyiz ve bereketin zirveye çıktığı mübarek üç aylar mevsimine yaklaşmış bulunuyoruz.
Önümüzdeki çarşamba günü Recep ayının birinci gününü, ertesi günü yani perşembeyi cumaya bağlayan gece de Regaib kandilini idrak edeceğiz.
Metnini okuduğum ayet-i kerime’de Yüce Rabbimiz buyuruyor ki;
“Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir.
Bunlardan dördü (Muharrem, Zilkade, Zilhicce ve Recep ayları) haram aylardır.
İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.
Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyiniz.”
Değerli Müslümanlar
Yüce Rabbimiz böyle mubarek gün ve gecelerde yapılacak ibadetlerimize çok büyük mükafatlar vaat ediyor.
Bu mubarek günler ve geceler müminlerin bir takım manevi kazançlar elde etmeleri için büyük fırsatlardır.
Bu günleri iyi değerlendirmek gerekir.
Geçmişte yapmış olduğumuz bazı hataları ve günahları bırakmak için çok güzel bir fırsat olduğunu bilmeliyiz ve geçmişimizin bir muhasebesini yaparak, geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle kendimizi hazırlamalıyız.
İçinde Regaib, Miraç, Beraat ve Kadir geceleriyle nurlanmış olan bu gün ve geceleri; namaz, oruç, sadaka ve zekatlarla süsleyelim.
Bol bol dua ve istiğfar edelim.
Peygamber Efendimizde üç aylar girdiği zaman şöyle dua ederdi.
“Allahım Recep ve Şaban aylarını bize mubarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur.”
Yüce Rabbimizde Zümer serisinde tevbe ve duaları kabul edeceğini müjdeliyor ve buyuruyor ki; “Ey Muhammed de ki; Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!
Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.
Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar.
Çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.”
Muhterem Müminler
Regaib gecesine özgü bir ibadet şekli yoktur.
Fakat bu gecede bol bol istiğfar etmeli, kaza ve nafile namazları kılmalı, Kur’an-ı Kerim okumalı ve dinlemeli, Peygamber Efendimize salat ve selam getirmeli, kendimiz, ailemiz, milletimiz ve tüm din kardeşlerimiz için dua etmeli, yetimleri ve kimsesiz çocukları gözetmeli, fakir ve yoksulların gönlünü hoş etmeliyiz.
Anne-babalarımızın ve büyüklerimizi unutmamalı hayır ve dualarla onları unutmamalıyız.
Bu duygularla, hepinizin üç aylar ve regaib kandilini tebrik eder, birliğimize ve dirliğimize vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.
Ahmet KOCAÇAL
Şuhut Çalım Camii İ.H.

